Krank Art Gallery | Sanat Galerisi
0
home,blog,paged,paged-2,ajax_fade,page_not_loaded,,select-theme-ver-2.4,wpb-js-composer js-comp-ver-5.0,vc_responsive

ASLI ÇAVUŞOĞLU “KIRKPARE” Sergisi 5 Mayıs – 1 Temmuz

Krank Art Gallery, Ali Akay küratörlüğünde gerçekleştireceği yeni sergisi “Kırkpare” ile sanatçı Aslı Çavuşoğlu’nu ağırlıyor. Kadim bir kırmızı renge odaklanan “Kırmızı / Kırmızı”, yapay bir şekilde üretilmiş taşlar (Taşlar Konuşuyor) ve fotoğraf kağıdı üzerine pozlanan taklit mücevherler ile; adeta bir simülakr dünyasına ait olmaya başlayan tarihi, bu üç ayrı sanatsal çalışmanın birbirleriyle kesişmesiyle ortaya koyuyor.

Aslı Çavuşoğlu, “Kırkpare” isimli solo sergisinde üç ayrı çalışmasının fragmanlarından meydana gelen bir yapboz hazırlıyor. Galeri mekanındaki yapbozun ilk parçasını 14. İstanbul Bienali sırasında gerçekleştirdiği Kırmızı / Kırmızı adlı eserinin bir varyasyonu oluşturmaktadır. Renk üzerinden bir hikaye ortaya koyan eser, MÖ 7. Yüzyıldan beri Aras Nehri kıyısında bulunan bir böcekten elde edilen özel kırmızı pigment kullanılarak üretilmiştir. “Ararat Kermesi” olarak adlandırılan bu böceğin Aras Nehri’nin Ermenistan tarafında soyu tükenmektedir. Türkiye tarafında ise çoğunlukla Anadolu’da yaşayan Ermeniler tarafından kullanılan boyanın yapım tekniği 1915’ten sonra kaybolmuştur. Aras Nehri kıyılarında bulunan bir bitkinin köklerinde hayat bulan bu böcek, bir anlamda Türkiye ve Ermenistan’ın sınırını oluşturmakta ve bu sınırda her iki tarafta da yaşamını sürdürmeye çalışmaktadır. Renk olarak kırmızı, “ortak yaşam alanı” oluşturmak üzere var olmaktadır. Asırlar öncesine dayanan bir teknik ile üretilen kırmızı renk hem canlılığa, hem de ölüme gönderme yapmaktadır. Sanatçının deyişi ile bu özel kırmızı kendi kendine bir enerji yaratmayı başarmakta ve kendine çekmektedir.

Dünyada bu boyayı üreten tek adamın peşine düşünce kendini Erivan’da Eski Elyazmaları Bilimsel Araştırma Enstitüsü’nde bulan Çavuşoğlu, buradaki elyazmalarından ve geleneksel Ermeni minyatürlerinden esinle desenler ve defterler üretmiştir. Çalışma bu pigmentin nehrin her iki yakasında da kayboluşunu anlatırken pigmentin üretim bilgisinin yeniden paylaşılması ile nesnel kültürün araçlarının çağdaş kullanımına dair yeni bir tartışma başlatmaktadır.

Yapbozun ikinci fragmanını sanatçının “Taşlar Konuşuyor” adlı çalışmasından eserler oluşturmaktadır. Türkiye’de yapılan birçok kazıda bulunmuş, ancak sergilenmeye ‘layık’ görülmemiş arkeolojik eserler üzerine bir çalışma olan “Taşlar Konuşuyor”da, eksik veya önemsiz bulundukları için “müzelik” değerde görülmeyen “etütlük eser”lerden hareket edilmiştir. Seçtiği bir grup etütlük eseri kopyalayan sanatçı, kopyaları farklı malzemelerle üreterek yeni “bütünler” yaratmaktadır. İşlerinde tarih yazımının seçiciliğini ele alan Aslı Çavuşoğlu, “Taşlar Konuşuyor” ile özellikle arkeoloji müzelerinde karşılaşılan sınıflandırma üzerine kurulu değer sistemi üzerine düşünürken arkeolojik ve tarihi bilgilerle anlatı oluşturmanın ve objeler aracılığıyla çoksesli hikâyeler anlatmanın olasılıklarını araştırmaktadır.

Kırkpare sergisinde Parçaların Yapbozu’nu oluşturan üçüncü fragman ise, karşımıza Osmanlı’da tarihi mücevherciliğin parçaları olarak çıkmaktadır. Son yıllarda artan osmanlı nostaljisi “Osmanlı tarzı yaşam” olarak adlandırılmış haliyle kendini göstermekte ve bunun en belirgin örneği “Muhteşem Yüzyıl” dizisinin gördüğü ilgiyle karşımıza çıkmaktadır. Karakterlerinin giysileri ve kullandığı mücevherler Osmanlı yaşam tarzının sembolleri olarak popülerleşip, Osmanlı mirasını yapay bir şekilde canlandırmaktadırlar. Yapbozun bu bölümünde, ucuz imitasyonları, marketleri dolduran ve seri üretimle daha da yapaylaşan bu mücevherlerin fotogramlarını görmekteyiz. Bunlar fotoğraf kağıdı üzerine taklit mücevherler pozlanarak üretilmişlerdir. Bu modern reprodüksyon setlerin fotogramları, Osmanlı arşivlerindeki mücevher fotoğrafları ile aynıdır ancak bir farkla; bu kez fotogramlar yeni yorumlara yer açacak şekilde zihinde bir boşluk yaratırlar.

Bir simülasyon dünyasına ait olmaya başlayan tarih, bu üç ayrı sanatsal çalışmanın birbirleriyle kesişmesinden meydana gelmektedir. Artık model olmaktan çıkan simülakrlar, kendi başlarına işleyen ve kendi modellerini sanatsal olarak kurgulayan ve bu halleriyle de orijinal sanat eseri haline gelen parçalardan oluşmaktadır. Eserler gerçeklik olarak algılanmak istenen dünyanın içinde yaşarken Aslı Çavuşoğlu’nun “Kırkpare” olarak adlandırdığı yapbozlar düzenlemesi ile izleyiciyi karşılamaktadırlar. Öyleyse, artık hikaye kendi kendisini baştan, istediği gibi yazmaktadır.

Aslı Çavuşoğlu Hakkında

Marmara Üniversitesi Sinema – TV mezunu Aslı Çavuşoğlu (1982, İstanbul) İstanbul’da yaşıyor ve çalışıyor.

Kişisel Sergileri;

2016 Red/Red, MATHAF: Modern Sanat Müzesi, Doha, Katar

2015 Murder in Three Acts, The Market Gallery, Glasgow, İngiltere

In Diverse Estimations, Gallery Miroslav Kraljevic, Zagreb, Hırvatistan

2014 Aslı Çavuşoğlu: In Diverse Estimations Little Moscow, Risd Museum, ABD

2013 Murder in Three Acts, Delfina Foundation, Londra

Taşlar Konuşuyor, ARTER, İstanbul,

Murder in Three Acts, Gallery NON, İstanbul

2012 Art Basel Miami

2010 How I Traveled Around the World, Gallery NON, İstanbul

Grup Sergilerinden seçmeler;

2017 Colori, Castello di Rivoli, Torino, İtalya

2016 On Exactitude in Science, The School of the Museum of Fine Arts, Boston; Manifesta 11: What Do People Do For Money, Zürih; How Did We Get Here?, Van Abbemuseum, Eindhoven, Hollanda; Cuenca Biennial, Cuenca, Ekvator; Replaced, RAMPA, İstanbul

2015 Surround Audience, The New Museum Triennial, NY, ABD; His Master’s Voice: On Voice and Language, Montpellier, Fransa; The School of Kyiv, Second Kyiv International Biennale, Kiev, Ukrayna; How Did We Get Here, SALT, İstanbul; Salt Water, 14. İstanbul Bienali

2014 Proposals on Monumentality, Green Art Gallery, Dubai; The Moving Museum, İstanbul; Il Delitto Quasi Perfecto, PAC Padiglione d’Arte Contemporanea, Milano, İtalya; The Crime Was Almost Perfect, Witte de With Center, Rotterdam, Hollanda

2013 Conversations, Darat al Funun, Amman, Ürdün; Suspicious Minds, Galeria Vermelho, Sao Paulo, Brezilya; Husumet, Rezalet, ARTER, İstanbul; Signs Taken in Wonder, MAK Museum, Viyana, Avusturya

2012 The 11th Baltic Triennial of International Art, Vilnius, Litvanya; Turkish Art Nice and Superb, TANAS, Berlin, Almanya; Soundworks, ICA, Londra, İngiltere

2011 Performa 11, New York, ABD; 7 Works, Borusan Contemporary, İstanbul

2010 When Ideas Become Crime, DEPO, İstanbul; G Have a Look! Have a Look!, Formcontent, Londra, İngiltere; Fantasy&Island, Frac Corse, Corsica, Fransa

2009 This Place You See Has No Size At All, Paris, Fransa; Interferencia, Bogota, Kolombiya; End Game, Gallery Loop, Seoul, Kore

2008 You can’t kiss away a murder, Galerist, İstanbul; On Producibility, Altı Aylık (Türkiye) / Nuans (Almanya), New Talents, Köln, Almanya; Hypnosis Show, Jessica Silverman Gallery, San Francisco, ABD

2007 Be a realist, demand the impossible!, Karşı Sanat Gallery, İstanbul; TR 10º Kunst: Wilhelmsburger Freitag, Hamburg, Almanya; Urban Pedestals_Cph, Kopenhag, Danimarka

2006 Caiet de Geografie, Masa, İstanbul; Reserved, Pist, İstanbul; InforNATION, PiartWorks, İstanbul

2005 That from a long way off look like flies, Platform Garanti CAC, İstanbul

0

ELİF ÇELEBİ “EKOSİSTEMDEN AYRILMAMAK ÜZERE” Sergisi 10 Mart – 21 Nisan

Krank Art Gallery, Ali Akay küratörlüğünde gerçekleştireceği yeni sergisi “Ekosistemden Ayrılmamak Üzere” ile sanatçı Elif Çelebi’yi ağırlıyor. Sanatçı, insan-hayvan-bitki ayrımı gözetmeksizin tüm canlıların ait olduğu bütüncül bir doğa fikrini ortaya koyduğu suluboya çalışmaları ile galeri mekanını kaplıyor.

Canlıların içinde bulundukları hayat ortamı ve diğer canlılarla olan karşılıklı ilişkilerini incelemesi bağlamında ekoloji, bir bilimdalı olarak sanatçının çalışmalarında yer alıyor. İnsan ve insan, insan ve toplum, insan ve hayvan arasındaki bağlar, “belleğe tutunmak”tan çok, ileriye doğru taşınmakta olan bir düşünceye ait.

Sanayileşen toplumsallığın, doğa üzerindeki egemenliğinden hayvan üzerindeki egemenliğine kadar ekosistemin yok edilmesi kavramsal olarak Çelebi’nin işlerinin bir parçası.

İnsanın düşüncesinin doğaya egemen olma üzerine geliştirilmesi karşısında sanatçı; “Ekosistemden Ayrılmamak Üzere” sergisinde yer alacak çalışmalarında, canlı ve cansız olan ile geçişliliğin ancak varlıkların karşılıklı etkileşim bağlarıyla oluşturdukları sistemin yeniden düşünülmesiyle mümkün olabileceğini birer birer inceliyor.

Hiyerarşik olmayanın idrakinde, ayrıma gidilmeksizin var olabilecek bir doğa fikri üzerinde yoğunlaştığı eserlerinde malzemesinin akışkan etkisi ile desenler ve renkler, yabancı olduğu kadar tanıdık bir dünyaya taşımaktalar izleyiciyi. Cinslerin geçirgenliğini sağlayan formları sayesinde cinsellikten çok, müphem cinsiyetlerin poetikasının içinden geçilmektedir.

1990’larda sanat hayatının başından itibaren Elif Çelebi’nin sulu boyaları, videolarının büyük çoğunluğu, hayvan haklarını savunmaktan çok hayvanların insanlar ve bitkilerle birlikte canlı varlıklar olarak ele alınması gerektiğini düşünmek üzerine odaklanmaktadır. Kendi dünyasına ait olarak düşünsel serüveninin bir parçası olan bu hayvanlar, “kendisi veya sahip olunan” değil, tersine ortak bir şekilde dünyada yer alması gereken varlıklar olmaları üzerine odaklanmış bir kavram şeklinde karşımıza çıkmaktalar. Çelebi’nin işlerinde kişisel tarihine dair anlatılar, geçmişi toparlama ve yeniden tecrübe etme; zaman-bellek kavramları nesneler, eşyalar üzerinden imgelerin içinde saklanmış gibidir. Söz konusu olan anlam ve nesnenin birbirinin içine geçmesi, sanatçıya ait değil, izleyiciye ait bir dünya haline gelmesidir.

Elif Çelebi Hakkında

1973 Kanada doğumlu sanatçı Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nden mezun olduktan sonra Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü’nde Yüksek Lisans ve Doktorasını tamamladı. Marmara Üniversitesi’nde Resim Bölümü’nde doçent ve öğretim üyesidir.

2013 yılında Maçka Sanat Galerisi’nde “Eşzamansız” sergisi, 2012 yılında Açık Ekran’da Ali Akay küratörlüğünde gerçekleşen “Oluştuğumuz Hayvan” sergisi ile beraber Apartman Projesi’nde, Rotterdam’da yer alan Room Galeride kişisel sergiler gerçekleştirmiştir.

 2015 yılında Apartman Projesi Berlin ve Tütün Deposu’nda düzenlenen “Stay With Me”, Sanatorium’da yer alan “Re-Dejenerasyon”,  Proje 4L’de “Kaotik Metamorfoz”, Santralistanbul ile beraber Münster, Aachen, Bochum, Almanya’da düzenlenene “Transfer” sergileri, Haydarpaşa Tren Garı ve Ankara Tren Garı’nda gerçekleşen “Bir Kamusal Alan Projesi” sergileri yer aldığı karma sergiler arasındadır. 1999-2006 seneleri arasında Kore, Kazakistan, Şili, Fransa, Türkiye, Kosova, Yeni Zellanda, Bulgaristan ve Almanya’da bir çok karma serginin parçası olmuştur.

0

GÜNEŞ TERKOL “DÜNYADAN BİR IŞIK GEÇTİ: HEY BEKLE!” Sergisi 15 Aralık – 18 Şubat

KRANK Art Gallery, Ali Akay küratörlüğünde gerçekleştireceği yeni sergisi “DÜNYADAN BİR IŞIK GEÇTİ: HEY BEKLE!” ile Paris’te Cité des Arts’da atölye çalışmalarına devam eden başarılı genç sanatçı Güneş Terkol’u ağırlıyor. İnce ve geçirgen çalışmaları bizi nerdeyse bir “masallar dünyasına” sokarak bir yandan masallar gibi uçucu diğer yandan ise inandırıcı bir tutum sergileyerek izleyiciyi bir büyü dünyasının içinden geçen bilmece bulmacaya dahil ediyor.

 

Dikiş, video, desen ve sesi kullanarak cinsel kimlikler arası ilişkileri konu alan işler üreten sanatçı için çalışmak; içine atıkları, çelişkileri ve birliktelikleri alan bir ilişkidir. Çalışmaları, yaşadığı yer bulunduğu sosyal koşullar, karşılaştığı imgeler, kendi kişisel tarihi ve bulduğu materyaller ile şekillenmektedir. Çalışmalarında kendisini motive eden, onun açısından uyum içeren işaretlerin, hikayelerin, kelimelerin, hayallerin peşine düşüp onlardan yeni kurgular üretmektir. Bu doğrultuda yeni bir işe başlarken, eski defterlerindeki notlara, çizimlere, biriktirdiği kumaşlara ve fotoğraflara bakar.

Boyamanın ötesinde ifade teknikleri arayan sanatçı topladığı kumaş parçalarını bu amaçla kullanır. Sanatında ağır, hantal ve pahalı olandansa ekonomik, tesadüfi, kolay taşınabilir ve sanatçıya nefes aldıran araçları kullanmayı tercih eder.

Dikişle ve direkt kumaşı boyayarak oluşturduğu siyah konturlarla müphem bir zaman ve mekanın figürlerini yaratırken bu içeriği boşaltılmış, kimi zaman hayvansı insan figürleri ile başı ve sonu belirsiz kalan hikayeler ortaya koyar. Terkol’un adeta soyut olarak temsil ettiği figürler, insanlar ve objeler, kumaşın ‘gerçek’liği ve kumaşı görmeye alıştığımız durumlarla birleştiğinde sanatçının çalışmaları tanıdığımızı zannettiğimiz bir objeyi yabancılaştırır. Bu yabancılaşmaya kullandığı kumaş üzerine dikiş tekniği ile; imgelerle, imgelerin temsil edildiği görsel form arasında oluşan farklı bir gerilim eklenir. Kadın olmakla ilişkilendirilen dikiş dikme eyleminin, kurgusal imgeler yaratmak için araç olması, dekoratif ve ‘feminen’ olarak düşünülen kumaşın beklenmedik kullanımı, sanatçının kendi cinsiyeti ve cinsiyetinin toplumdaki yeri ile ilişkisini sorguladığına işaret etmektedir.

 

DÜNYADAN BİR IŞIK GEÇTİ: HEY BEKLE !

 

Masallarda olduğu gibi; eserler, rüzgarların estiği, yağmurların yağdığı, şimşeklerin çaktığı, cinler ve perilerin uçuştuğu ya da yılan gibi süründüğü bir his dünyasına ait olarak durmaktalar. Karanlık ve aydınlık arasındaki diyalektik ilişkilerde ancak görünürlük kazanan ve bazen de görünürlüklerini yitiren canlı olmayan ama yaşayan varlıklar olarak cinler; Güneş Terkol’un masallar dünyasında erkek ve kadın cinler olarak ayrılmaktalar. Gözden kaçırmamamız gereken hikayeler ve masalların bizi götürüp de düğümünü bağladığı yerin yine bir ahlak sorunu olarak karşımıza çıkıyor oluşudur. Güneş Terkol’un eserlerindeki hikayeler bizim dünyamıza ait olarak işlenmişlerdir bir nakış gibi. Soyutlaştırılan figürler her biri görünür ve bir o kadar da figüratif olarak karşımıza geçmiş bizi onlara bakmaya sevk etmektedir, çekici oldukları kadar sevimli bir uçuculuk ve tuhaflık taşımaktadırlar kendi maddi malzemelerinde.

Salman Rüşdi’nin “İki sene sekiz ay ve yirmi sekiz gece” romanında; 12. yüzyılda yaşamış filozof İbn Rüşd’ün peri kızı Dünya’ya aşık olup hayatının son zamanlarında, Sevilya kadılığından uzaklaşıp, dönme Yahudilerin asıl kimliklerini sakladıkları bir şehre gitme hikayesine benzer bir hikayenin kahramanı gibi eserlerin kahramanlarının olduğu bir şehrin ortasındayız sanki! “Bu şehir neresi?” diye sorulduğunda; elbette, içinde yaşadığımız şehirden başkası aklımıza gelmeyecek. Neresinden bakarsak bakalım sermayenin sisteminin değişime soktuğu bu şehirde peri masallarına yer olmaz gibi görünse bile sanatın dünyasında Dünyalar hep var olacaklar.

 

Güneş Terkol Hakkında

 

Kollektif üretimin, ortaklaşa çalışmaların ve ortak bir amaçla bir araya gelişlerin de çok önemli olduğuna inanan sanatçı 2005 yılından beri bireysel çalışmalarının yansıra Ha Za Vu Zu sanat kolektifi ile de üretimler yaptı. Ha Za Vu Zu üyesi 3 sanatçı: Oğuz Erdin, Güçlü Öztekin, Güneş Terkol’un yeni grubu GuGuOu ile performanslarına devam ediyor. Halen Paris’te Cité des Arts’ta sanatçı programında olan Terkol’un işleri son olarak 32. Sao Paulo Bienali’nde ve Manhattan Loft Gallery Londra’da “All Fun and Games until gets burnt…” grup sergisinde görüldü.

 

Sanatçı Programları; 2013 ISCP, New York, 2011 OrganHaus, Chongqing, 2010 Gasworks, London

Solo Sergiler; 2015 LISTE, The Young Fair Basel, 2014 “Holographic Recording” NON Gallery Istanbul, 2012 Frieze Frame, Frieze Art Fair London, 2012 “The Main Forces That Stir Up Action” NON Istanbul, 2008 “No Ceremony for Transition” Apartment Project Istanbul

Grup Sergileri; 2016 “O zaman renk!” Artnivo Istanbul, 2015 “Passion, Joy, Fury” MAXXI, National Museum of XXI Century Arts Roma, 2015 “Stay with me” Depo Istanbul, 2014 10. Gwangju Bienali Kore, 2013 “Better Homes” Sculpture Center New York, 2013 Whitechapel Gallery Londra (Ha Za Vu Zu ile beraber), 2012 “Who told you so?! #4 Truth vs. Family” Onomatopee Eindhoven, 2012 “Signs Taken in Wonder” MAK Viyana, küratörler: Simon Rees ve Bärbel Vischer, 2012 “What a Loop” Berlin (Ha Za Vu Zu ile birlikte), 2011 “Dream and Reality” Istanbul Modern Istanbul, 2009 10. Lyon Bienali, (Ha Za Vu Zu ile birlikte), küratör: Hou Hanru, 2009 “BREADWAY, Urban stories: The X” Baltic Triennial of International Art Vilnius (Ha Za Vu Zu ile birlikte), 2007 10. İstanbul Bienali, küratör: Hou Hanru (Ha Za Vu Zu ile birlikte), 2007 “sobe!” Bilsar Istanbul, küratör: Leyla Gediz, 2007 “We Are Getting Vocalized” Galerist Istanbul (Ha Za Vu Zu ile birlikte),

0

“TARİHSEL KARŞILAŞMALAR” Sergisi 23 Eylül – 19 Kasım

KRANK Art Gallery Yeni Sezonu “Tarihsel Karşılaşmalar” Sergisi ile Açıyor!

 

İlk sergisinde sanatsal ifade aracı olarak teknolojiyi, ikinci sergisinde ise bitkilerin gizemini sunarken; bu kez de Roman Uranjek ve Radenko Milak’ın anların rastlantısallığını irdeledikleri laboratuvarlarını, Ali Akay küratörlüğünde galeri mekanına taşıyor.

 

IRWIN grubunun kurucularından ve sanatçılarından Roman Uranjek ve Radenko Milak’ın ortak projesi DATES, Milak’ın “365 Images of time” serisi ve Uranjek’in “At least one cross a day after 1.1.2002” projelerinin ustaca ve spontan bir şekilde bir araya gelmesinden oluşuyor. Milak’ın bir yıldır, Uranjek’in ise 13 yıldır devam eden projelerinde; subjektif vesaplantılı zaman kayıtlarından yola çıkarak oluşturdukları günlükler prensibine göre çalışmışlardır. Birbirlerinin işlerine olan ilgileri, objektif zamanı ve tarihi zamanı algılama ve anlamadaki sanatsal yaklaşımlarının benzerliği sonucu gelişir ve somut bir işbirliğine dönüşür.

Projedeki ikilinin özerk çalışmalarının biçimsel olarak yan yana yerleştirilmesinden oluşan birleşik prezantasyonlarda, tarih yeniden yorumlanır. Tasarım süreci Milak’ın suluboya işlerinin seçilmesiyle başlar. Daha sonra Uranjek devreye girer ve Milak’ın suluboya çalışmalarını tarihlerine göre kendi çalışmalarından aynı tarihte olanlarla eşleştirir. Uygun eşleşmeleri yaparken tarihler aynı, yıllar ise farklıdır. Olayların ve motiflerin böyle irrasyonel düzeyde yanyana getirilmesiyle, lineer zaman çizgisi yorumunun dışında, gerçek dışı bir zaman ve mekanda, yaşanmamış bir tarihin sunumunu yaparlar.

Tarihsel Karşılaşmalar

Ali Akay küratörlüğünde gerçekleştirilen “Tarihsel Karşılaşmalar” sergisinde, iki sanatçının son dönem çalışmalarındaki kavramsal yaklaşım sunulmaktadır. Her ikisinin de ilgi odağı olan medya dünyasının sanat dünyasıyla kesiştiği anların tuhaflığı yan yana getirilmektedir. Her tarih bir olayı, ve yan yana gelerek “dünyayı sarsan” olayları göstermektedir. Bazen aynı tarihlere rastlayan, ama olan olaydan yıllar sonra tekrar gerçekleşen ve “orada ne oldu” sorusunu soran bir tarihsellik sunarlar. Bu anlamda, iki sanatçının ortak çalışmasında eserler ve olaylar birbirleriyle karşılaşmaktadır.

Karşılaşmaların insanlık tarihinin en önemli anları olduğu düşünüldüğünde, önümüze konulan tarihlerle ortaya çıkan karşılaşmalar iki olayın, iki insanın rastlaşmalarına ait olarak durmaktadır. Bir bakıma Laurel ve Hardy, Deleuze ve Guattari karşılaşmaları gibi. Bu karşılaşmalar Mayıs 1968’de başka karşılaşmalara doğru yol almıştır ve bir anlamda tarih-aşırıdır.

Tarih, asla olaylar dizisi olarak görülemez. İki sanatçının bize göstermekte olduğu gibi, sanatın kendisi tarih-aşırılığın önemli göstergelerinden biri olarak durmaktadır; örneğin 2 Ekim 1968’de Duchamp’ın ölümü, Roman Urajnek’in kendi portresinden oluşturduğu maskeli bir kahraman ile çakışmaktadır. Duchamp’ın kafasının üzerinde kazınmış yıldız ile Malevich’in kara haçının ardında duran sanatçı portresi tarihsel bir karşılaşmadan başka ne olabilir ki? Olsa olsa başka bir kurgu olabilir. Bu da sanatsal kurgunun kendisidir.

Sergi, iki sanatçının tarihsel karşılaşmalara verdiği değerlerin rastlantısallığı üzerine odaklanmaktadır. Aslında her rastlantı bir gereklilik değil midir? Jacques Monod’nun (1910-1976) 1970 yılında yayımlanan Rastlantı ve Gereklilik adlı meşhur kitabının bize biyolojik olarak verdiğini Milak ve Uranjek sanatsal olarak sunmaktadır. Monod’nun kitabı Demokritos’dan bir alıntıyla başlar: “Evrende mevcut olan her şey rastlantının ve gerekliliğin meyvesidir”. Yani genetik kodlar biyolojinin meyvesi olarak durmaktadır. O halde, tarihsel rastlantılar? Bunlar serginin tuhaf göstergelerinde okunacaktır.

Benzer düşünce yapısındaki sanatçıların iki proje arasındaki diyaloğu ve zamanın doğası ve tarihsel hafıza arasındaki ilişkiyi ortaya koymak için paylaştıkları bir laboratuvar olan “Tarihsel Karşılaşmalar”, 19 Kasım’a kadar izlenebilir.

 

DATES, Radenko Milak & Roman Uranjek 2015, June 30, 1972 Oppening, Documenta Kassel, 50x72   DATES, Radenko Milak & Roman Uranjek, 2015, (December 10, 1941, After Pearle Harbor, vandal cut down four of DC, Jappanese cherry tress) 50x100 cm   DATES, Radenko Milak & Roman Uranjek, 2015, April 12, 1961, Yuri Gagarin become firt man in the space) 36x100 cm

 

RADENKO MILAK

1980 yılında Travnik, Yugoslavya’da doğan sanatçı Bosna Hersek’te yaşıyor ve çalışıyor. Almanya, İsviçre, Slovenya, Fransa, Sırbistan, Bosna Hersek, Avusturya başta olmak üzere 30’dan fazla solo ve karma sergi projesine katıldı. 2014 yılında 4. Çanakkale Bienali’nde “Çok Yakın Ama Yine de Çok Uzak” isimli 33 suluboya resimden oluşan bir yerleştirmesi yer aldı.

Almanya, Fransa ve Bosna Hersek’in önemli koleksiyonlarında yer alan Milak aynı zamanda Bosna Hersek’te Center for Visual Communication Protok ve International Biennial SpaPort direktörlüğü yaptı. Halen Brüksel’de Boghossian Foundation, Darmstadt’ta Kunsthalle Darmstadt, Bükreş’te National Museum of Contemporary Art’ta (MNAC) sergileri devam etmektedir.

ROMAN URANJEK

1961 Trbovlje, Slovenya’da doğan sanatçı Ljubljana, Slovenya’da yaşıyor ve çalışıyor.

1983’te kurulan IRWIN Group’un kurucusu ve üyesidir. Ljubljana’da (Slovenya) kurulan oluşum yine Yugoslavya topraklarında tasarım departmanı “Novi Kolektivizem” ve sanatçı kolektifi “Neue Slowenische Kunst (NSK)” oluşumunda da önemli rol aldı. IRWIN, 1980’lerde ağırlıklı olarak resimsel projelerinde belirli bir görsel dil oluşturulmasının ardından 90’lardan itibaren “Batı Modernizmi”nin sanat tarihini, “Doğu Modernizmi”nin “retro avangard”ı ile karşılaştırarak eleştirel bir inceleme yapar.

Radenko Milak ve Roman Uranjek 2015 senesinden itibaren Duplex100m2 – Saraybosna, Museum of Contemporary Art Zagreb, Galerija Matice Srpske – Novi Sad, Cankarjev dom – Ljubljana’da DATES ortaklıkları kapsamında sergiler gerçekleştiriyor.

0

KRANK Art Gallery 26 Mayıs’ta Yeni Sergisiyle Sanatseverlerle Buluşuyor!

“Bitkilerin Enigması / Enigma of Plants” Sergisi 26 Mayıs – 16 Temmuz

 

????????????????????????????????????

Camila Rocha’nın “Bitkilerin Enigması” adlı solo sergisi doğayı sanatla ilişkisi üzerinden sorgulayan farklı bir bilmeceyi mekanına taşıyor.

KRANK Art Gallery, çağdaş sanatın önde gelen isimlerinden Rus asıllı sanatçı Vadim Fishkinle gerçekleştirdiği ilk serginin ardından yine Ali Akay küratörlüğünde Camila Rocha’yı ağırlamaya hazırlanıyor. İlk sergisinde Vadim Fishkin’le sanat ve teknolojinin buluştuğu noktada ışık ve ışık yansımalarının gizemine odaklandıktan sonra bu kez de Camila Rocha’nın doğayı sanatla ilişkisi üzerinden sorgulayan bulmacasını mekanına taşıyor.

Bitki ve bitki yaşamının kavramsallaştırılmasına odaklanan Camila Rocha çalışmalarında canlı florayı, çizim ve dev bitki enstalasyonlarında kendi ürettiği bitkiler ve tohumlarla bir araya getiriyor. Sanatçının çalışmalarının odak noktasını özel üretim bitkiler oluşturuyor. Rocha’nın hayal ürünü olan bitkileri izleyende daha önce gördüğü ama tanımlayamadığı bir arada kalmışlık duygusu yaratıyor. Aynı zamanda kişisel tecrübesi ve zaman temelinde sınıflandırdığı doğa enstalasyonu ile duvarlarımızın ve günlük yaşantımızın dışında kalmış bir çevreyi bizim için iç ortamda tekrardan yaratıyor.

????????????????????????????????????

Deney Alanı Olarak Bitkilerin Enigması

Camila Rocha’nın sergisi bizi bir deneyim alanına sokmaktadır: Duyma, düşünme, görme biçimlerinin işleme konulduğu enigmatik bir işlemdir bu. Sanat bir deneyim alanı olarak çıkar karşımıza; bir o kadar da zanaatla birlikte varlığını sürdürmektedir. Deneyim sayesinde bir atmosfere girilir; yaşanan deney, izleyicilere yaşattığı empati taşıyan bir deney haline dönüşmektedir.

Camila Rocha’nın mobil heykelleri, arka plan ve ön plan arasındaki şaşırtıcı ilişkiye bağlı olarak çalışmakta ve mekanı bir deney alanına çevirmektedir. Her biri ayrı ayrı işleyen, resim, desen ve heykeller sergide birbirlerine eklemlenmektedir. Sanatçıyı izleyicinin hayal gücüyle iç içe geçirerek, sanat yapanı ve sanata bakanı da neredeyse süperpoze bir şekilde kullanan temsili bir temaşa alanı, serginin kavramsal yerleştirmesini oluşturmaktadır.

Fotosentetik ve ototrof olan bitkiler birer organizma olarak canlı türün botanik ile ilgili kısmını oluşturmaktadır. Her türlü iklimde ayrı ayrı türleri olan bitkiler Camila Rochanın sanat alanındaki nesnelerini oluşturmaktadır. Sanatçıyı ilgilendiren bitkiler aslında direkt olarak doğa ile ilişkili olarak düşünülmemektedir; bir anlamda sanatın bir parçası olarak veya hatta bir varolan olarak yapaylık Rochanın sanat yapma biçimi içine girmektedir. Camila’nın sanatı bilme biçimi”, bir arzu üzerinden okunabilir; bir duyum nesnesi olarak bitkiler birer yaşam nesnesi olarak sanatçıyı temsili bir biçimde sanat yapmaya doğru itmektedir.

Sanatçı kendi çevresini yaratırken bu çevrenin üreyip çoğalma biçimini sorgular. Bu sorgulama sürecinde bitkilerin gelişim sürecinden bir şov sahneye koyar galeri duvarlarının içinde Camila Rocha. Sergide izleyiciyi yeni bitki türlerinin oluşumunun yaratım sürecine davet eder. Tohumlardan başlayan iki boyutlu bitki çizimlerini, üç boyutlu dev enstalasyonları izler. Adeta bir kelebeğin yumurtadan başlayarak, larvaya, larvadan koza ve kanatlı bir kelebeğe dönüşümünün döngüsünü takip eder.

Camila Rocha bir yandan yaratıcılığımızı harekete geçirmek için doğanın verimli uyaranlarına ihtiyacımız olduğunu vurgularken diğer yandan da doğanın varoluşumuzu sorgulama noktasındaki önemini tekrardan farkındalığımıza sunuyor. “Yeni Bitki Türleri Kataloğu hazırlamaya tam olarak 2000de başladım. Babamın evinin bodrum katında sığınak gibi bir seram vardıdiyen sanatçı ülkesinin zengin ve bereketli topraklarını kutlayan ortamlar yaratıyor.

26 Mayıs’da açılacak sergi 16 Temmuza kadar ziyaret edilebilir.

Camile Rocha

1977 Sao Paula doğumlu Brezilyalı sanatçı 13 yıldır İstanbulda yaşamakta ve çizim, video, fotoğraf, performans ve enstalasyonlar aracılığıyla bitkiler üzerinden çalışmalarına devam etmektedir.

2015-2016’da İstanbul Modernin Çelenk Bafra ve Paolo Colombo kürarörlüğünde sunduğu Yok Olmadan sergisi kapsamında Sefatoryum adlı mekana özgü yerleştirme yapıtını gerçekleştirmiştir. Sanatçı insan eliyle yapılmış yeni bir çevre konsepti önermesiyle bu çalışmasında bir yandan doğayı neo-pagan tarzda kutsarken diğer yandan da doğayla birlikte olma hissini ve bir bahçede bulunma keyfini çağrıştırmayı amaçlayan bir oyun alanı yaratır.

2014 ilkbaharında kentsel dönüşüme girmemiş tek Cihangir binası olan Sigorta Pasajı’nda terk edilmiş bir çiçekçi dükkanını kiralayarak mekanda FloriKültür projesini gerçekleştirdi. Enstalasyonuna İstanbul şehir hayatından sesler de katarak bu çok katmanlı çalışmasına ayrı bir boyut ekledi.

Sergilerinin yanı sıra “Nightcomers” ile 10. İstanbul Bienali’ne ve Hüseyin Bahri Alptekin ile beraber gerçekleştirdiği “Catching up” projesi ile 3. Tirana Bienali’ne katılmıştır.

KRANK Art Gallery Hakkında:

Ali Akay küratörlüğünde oluşturduğu bir yıllık sergi programı ile çağdaş sanatın önemli temsilcileri ile sanatseveri buluşturacak olan galeri çağdaş sanat platformuna yeni bir soluk getirmeyi hedefliyor. Ayşe Üner Kutlu ve Sibel Erdamar ortaklığında kurulan galeri isminin yarattığı dinamik etkiyi Türk ve yabancı çağdaş sanatçılardan seçkilerle oluşturulan sergilerine de yansıtma hedefinde.

0

Krank Art Gallery’den “Bilimsel Brikolaj”: Vadim Fishkin’in Tekno Mitolojik Düzenekleri

Yazan: İpek Yeğinsü

Sanat tutkusuyla dolu iki genç hanım tarafından kurulan ve Tophane’nin kültürel yaşamına yeni bir soluk getiren Krank Art Gallery’nin Ali Akay küratörlüğünde gerçekleşen ilk sergisi “Bilimsel Brikolaj”, Rus asıllı sanatçı Vadim Fishkin’in bizi günlük yaşamımızın bir parçası olan teknolojik nesnelere bambaşka bir gözle bakmaya zorlayan yapıtlarından oluşuyor. Fishkin İstanbul’a hiç de yabancı değil. Yapıtları daha önce 3. İstanbul Bienali’nde sergilenen sanatçı, şu sıralar çalışmalarını Slovenya Ljubjana’da sürdürüyor.

Sergide alıştığımız işlevlerinin fazlasıyla dışında bir kurgu ile karşımıza çıkan lamba, saç kurutma makinesi, pinpon topu gibi nesnelerin barındırdığı alternatif olanaklar, eserlerin galeri mekanı içinde birbirleriyle kurduğu yoğun ilişkiyle birleşince heyecan verici bir izleyici deneyimini beraberinde getiriyor. Teknolojinin şiirselliğiyle ilgilenen Fishkin’in sanatsal pratiği gücünü, sözkonusu nesneler arasında işlev-hareket-ritm temelinde kurulan, yalın, dolaysız ve gösterişsiz ilişkiden alıyor.

Krank Art Gallery’nin çok da büyük sayılmayacak ancak farklı sergileme yaklaşımlarını gündeme getiren sıradışı mekanındaki sergi, yapıtların akıllıca konumlandırılması sayesinde galeri alanı içinden bir hava akımı, adeta fantazmatik bir varlığın durmadan gelip geçerek esinti yarattığı, fiziksel mekanın sınırlarının muğlaklaştığı gizemli bir atmosfer yaratmış. Sergide belki de en dikkat çekici yapıt, mekanın mimari yapısında bulunan bir kolonun meydana getirdiği girintideki bir kaide üzerinde duran Prometheus. Antik Yunan mitolojisinde kurnazlığıyla bilinen ve tanrılara karşı insandan yana olmanın bedelini sonu gelmeyen bir işkenceyle ödeyen bu ilginç kahraman, Vadim Fishkin için gerçek bir mumdan yayılan ısı enerjisini elektrik enerjisine çevirerek yapay bir mumu çalıştıran bir düzeneğe dönüşüyor; Fishkin’in ironik yaklaşımı bu yapıtta adeta doruğa ulaşıyor. Bir diğer önemli yapıt olan Miss Christmas, kökünü madeni bir kovadan alan ve tatlı bir esintiyle sallanan bir palmiye ağacı projeksiyonundan oluşuyor; bizi petrole bağımlı küresel politik dengelerden tatil hayallerine uzanan geniş bir imge yelpazesinde gezdirirken bilimsel yaklaşımın temelini oluşturan neden-sonuç ilişkisini sorgulamaya itiyor. Modernitenin tek doğruya dayalı monolitik tavrını kurnazca ve kendini ilk anda ele vermeyen bir üslupla eleştiren Fishkin, sorgulamadan kabul etmeye alıştığımız mekanik prensipleri alay edercesine alaşağı edip sanatın çoğulcu, öznel evrenine aktararak yapısöküme uğratıyor.

Aynı zamanda bir sahne tasarımcısı olan Fishkin’in yaratıcılığını ve çok yönlü birikimini ortaya koyan sergi 7 Mayıs’a kadar devam ediyor.

Programi Ali Akay tarafindan hazirlanan KRANK Art Gallery, 26 Mayıs’ta acilacak ikinci sergi ile devam edecek. Camila Rocha’nın “Bitkilerin Enigması” adlı solo sergisi doğayı sanatla ilişkisi üzerinden sorgulayan farklı bir bilmeceyi mekanına tasiyacak.

0

KRANK ART GALLERY, İLK SERGİSİ “BİLİMSEL BRİKOLAJ” İLE AÇILDI

ss1

Konumu ve kuruluş amacı doğrultusunda, çağdaş sanatın anlatılabilir ve anlaşılabilir olduğunu geniş kitlelere ulaştırmak adına “iyi sanat- ulaşılabilir sanat” misyonuyla yola çıkan KRANK Art Gallery, Mart ayında Ayşe Üner Kutlu ve Sibel Erdamar ortaklığında Tomtom Mahallesi’nde açıldı. Galeri, Ali Akay küratörlüğünde oluşturduğu bir yıllık sergi programıyla çağdaş sanatın önemli temsilcileri ile sanatseveri buluşturmayı ve tüm diğer sanat profesyonellerini de kapsayıcı yaklaşımıyla çağdaş sanat platformuna yeni bir soluk getirmeyi hedefliyor.

 

KRANK Art Gallery’nin Türk ve yabancı çağdaş sanatçılardan seçkilerle oluşturacağı programının ilk sergisi, 3. İstanbul Bienali’nde işleri ilk kez görülen Rus asıllı sanatçı Vadim Fishkin’in “Bilimsel Brikolaj’’ oldu. Ali Akay küratörlüğünde gerçekleştirilen ve Fishkin’in bilim, bireysel tecrübe, arzu ve hayalgücü arasındaki ilişkiyi incelediği eserlerinden oluşan sergi, 6 Mayıs‘a kadar ziyarete açık olacak.

 

Kaynak: Kültür Limited

Link: https://kulturlimited.com/2016/04/25/krank-art-gallery-ilk-sergisi-bilimsel-brikolaj-ile-acildi/

0

KRANK Bizlerle!

ipek5-160427182647-1854

Tophane’de kurulan KRANK Art Gallery İstanbul’un güncel sanat ortamına taze, genç bir soluk getirdi. Galerinin kurucusu, sanat tutkusuyla dolu iki genç hanım, Ayşe Üner Kutlu ve Sibel Erdamar bize bu maceraya nasıl atıldıklarını, amaçlarını ve hayallerini anlattılar. Galerinin açılış sergisi olan “Bilimsel Brikolaj” projesini ise sanatçı Vadim Fishkin’den dinledik ve Fishkin’in sanatına daha yakından baktık.

 

Röportaj: İpek Yeğinsü

 

Ayşe Üner Kutlu, Sibel Erdamar

Galeri kurmaya nasıl, neden karar verdiniz?

SE: Benim asıl mesleğim anestezi doktorluğu ve aslında aktif olarak da mesleğimi on beş senedir yapıyorum. Ancak sanata olan ilgim ve gerek yurtiçi, gerek yurtdışında aldığım kısa süreli sanat eğitimlerinin ardından Işık Üniversitesi’nde yaptığım Sanat Kuramı ve Sanat Eleştirmenliği Yüksek Lisans programı sürecinde bu işi yapmak istediğime karar verdim. Ayşe ile çocuklarımızın aynı okulda okumaları vesilesi ile tanıştık. Onun da aynı işi yapmak istemesi benim için itici bir güç oldu.

AÜK: Ben de Güzel Sanatlar Dramaturji bölümü mezunuyum ve galericilik hep yapmak istediğim bir işti. Sibel ile tanışmak ve şu anda galerimizin olduğu bu mekanı bulmak süreci hızlandırdı. Çocuklarımızın da okulunun bulunduğu, İstanbul’un sanatsal ve tarihsel içeriğini koruyarak gün geçtikçe gelişen Tomtom Mahallesi’nde bir sanat galerisi olarak bulunmak büyük bir ayrıcalık.

 

KRANK Art ismi nereden geliyor?

SE&AÜK: KRANK milinden geliyor. Bir motorun olmazsa olmaz parçası. Dengenin sembolü bir noktada. Sanat ve hayat bağlamında da aynı ilişkiden söz edebiliriz. Ayrıca bu ismin dinamik etkisi galerimize de bir misyon yüklüyor bir yandan.

 

KRANK Art Gallery’nin misyonunu anlatır mısınız? Özellikle teknoloji kavramına dair boyutundan söz edebilir misiniz?

SE&AÜK: Sanat tarihinde galerilerin konumuna baktığımızda sanatın gelişimi ve sanat akımlarının tarihteki yerini almasında bu mekanların birinci derecede rol aldıklarını görüyoruz. Bir galerinin en önemli misyonunun dönemin ortak beğenisine uyan, satılabilir işleri sergilemek yerine yeni ve dönemin çağdaş sanat akımlarının başarılı sanatçılarını temsil ederek, onların kendilerini ve sanatlarını anlatabilmelerine imkân tanımak olduğunu düşünüyoruz. Sanatın bu dönemde toplumların sosyolojik, bilimsel ve teknolojik gelişimini izlemesi kaçınılmaz. Bizim de öncelikli hedefimiz sanatın geldiği bu noktayı olabildiğince fazla insana ulaştırarak sanatın tarihsel akışına katkıda bulunmak.

 

Sergi programınızda ağırlıklı olarak nasıl sanatçılar ve sanat formları yer alacak?

SE&AÜK: Sanat özünde yeni bir alan açma edimi ve bize açtığı bu yeni mekanda varoluşumuzu sorgulama imkanı tanıyor. Günümüz sanatçıları bu doğrultuda kendilerini ifadede çok farklı medyalar kullanıyorlar. Bu noktada, kullandıkları farklı teknik ve araçlarla sanatın en büyük gücü olan görünmeyeni görünür kılmak başarısını elinde tutan sanatçılarla çalışacağız. Bu konudaki en büyük yardımı bir sene boyunca sergilerimizin küratörlüğünü yapacak olan Ali Akay’dan alıyor olacağız.

 

Belli bir fiyat aralığınız ya da emerging, established vb çerçeveleriniz var mı?

SE&AÜK: Bu konuda birinci önceliğimiz sanatçı-galeri ilişkisinde standartlarımızı uluslararası ölçeklerde belirlemek. Fiyat aralığımızı sanat eseri bağlamında sıradan bir tüketim malzemesi gibi belirlemek mümkün değil. Bunu sanatçımızla birlikte belirlemek durumundayız. Ama her sergide sanatçının farklı fiyat aralıklarında işlerini sergilemeye özen gösteriyor olacağız.

 

Ali Akay ile yollarınız nasıl kesişti?

SE: Sanat Kuramı yüksek lisansımın tez aşamasında kendisiyle tanışma olanağı buldum. Tezimde kitaplarından yoğun olarak faydalanmaktaydım. Tanıştığımızda galeri açma projemden bahsedince bana yardımcı olabileceğini söyledi. Çağdaş sanat alanında böyle bir duayenle çalışmak bizim için büyük bir fırsat oldu.

 

Vadim Fishkin’in sergisi nasıl tepkiler aldı? Sonuçlardan memnun musunuz?

SE&AÜK: Bu sergi bizim için pek çok şeyin ilki olmasına rağmen sanatçımızın ve küratörümüzün profesyonellikleri yaptığımız işe yansıdı. Güzel bir açılış ve sonrasındaki ziyaretlerde aldığımız tepkiler bizim için çok motive edici oldu. Sanatçımızın her bir işi kullandığı minimal teknoloji ile beraber bir çok kavramı içinde barındırıyor ve sorgulamaya açıyor. Galerimizin espası da her biri son derece dinamik ve eğlenceli bu işleri sergileme aşamasında izleyiciye sürprizler sunarak farklı bir deneyim sağlıyor. İzleyiciye işleri anlatmak ve tepkilerini gözlemlemek gerçekten çok keyifli.

 

Türkiye’de ya da dünyada kendinizi yakın hissettiğiniz, örnek aldığınız veya beğeniyle izlediğiniz galeriler hangileri?

SE: Paris’te özellikle Marais bölgesindeki galerileri yakın takip etme olanağı bulduğumdan Marian Goodman ve Emmanuel Perrotin her sergisini merakla beklediğim galeriler. Gelecekte de onlarla ortak sergi yapmak hedeflerimiz arasında.

AÜK: Şu anda işlerini sergilemekte olduğumuz Vadim Fishkin’i temsil eden Gregor Podnar’ın çizgisini çok beğeniyorum. Galerie Buchholz, Marian Goodman, David Zwirner ilgiyle takip ettiğim galerilerden birkaçı.

 

Galeri açmak için çok zor bir dönem seçtiğinizi söylemek gerek. Bu konuda neler söyleyeceksiniz? Sizce Türk çağdaş sanat piyasası şu anda özellikle ekonomik ve jeopolitik koşullar nedeniyle yaşadığı dar boğazdan nasıl çıkacak, çıkabilecek mi? Siz kendinizi bu resmin neresinde görüyorsunuz? Nasıl bir fark yaratmayı hedefliyorsunuz?

SE&AÜK: Açıkçası işin “business” tarafını düşünmek motivasyon kırıcı bu dönem için. Biz işin daha romantik kısmında vizyonumuzu korumaya çalışıyoruz. İyi sanatçılarla çok severek yaptığımız bu işi yaparken onların eserleriyle kurduğumuz duygusal bağı izleyenlere de kurdurabilirsek zaman içinde mekanımızın sürekliliğini sağlayacağımıza inanıyoruz.

 

Vadim Fishkin Çalışmalarınızda günlük malzemeler kullanıyor ve onları alışılmışın dışında senaryolar içinde sunuyorsunuz. Bu nasıl başladı? Esin kaynağınız neydi?

Gözlem, tahmin etmeye çalışmak, geleneksel kullanımların ve alışkın olduğumuz açıklamaların arkasındaki olguları, anlamları anlama ve keşfetme çabası. Ortada olan yanıtlar her zaman görüşü engeller. Bu, bir şekilde Brecht’in ‘yabancılaşma’ etkisi kavramına benzer; başka bir deyişle, araya mesafe koymak, aynı madde içindeki diğer olanakları görmek amacıyla nesneden uzaklaşmak, ya da Rus teorisyen Viktor Shklovsky’nin adlandırdığı gibi “ostranenie” teorisi (“tuhaf hale getirmek” ya da yabancılaştırmak). İlk yaklaşım belli bir mesafeden bakmayı içerir; ikinci olanak ise ‘hacking prensibi’ diye anılır ve bir şeyin içinde (gizli) olan olanakları keşfetmek anlamına gelir. Örneğin teknolojide alternatif olanaklar her zaman vardır, oysa bazen aygıtların genel kullanımını yönlendirmek amacıyla mühendislik firmaları tarafından bilinçli olarak gizlenirler. Benim işlerim arasında buna basit bir örnek “Moving Stars”, saç kurutma makinesi ve ampul; her ikisinin de gayet net pratik işlevleri var ve ben onların oldukça farklı bir amaç için buluşmalarını sağlıyorum.

 

Aynı zamanda sahne tasarımı ile uğraşıyorsunuz. Bunu bir serginin küratörlüğüne benzetebilir miyiz? Bu deneyim işlerinizin bu denli performatif olmasının nedenlerinden biri sayılabilir mi? Çalışmalarınızı performatif olarak nitelendirebilir misiniz?

Sahne tasarımını küratörlüğe benzetebilir miyim bilmiyorum. Küratörler genellikle sahne tasarımcısı yerine yönetmenle (rejisör) karşılaştırılırlar. Ancak benim sahne tasarımı yaklaşımımda çabam her zaman “bir mekanı yönetmek” üzerine olur ve bu, eylem için bir miktar olanak yaratır. Ancak sanat eserlerinde zaten daha bağımsız sistemler söz konusudur ve bunlar kendi içlerinde bir bakış ya da zaman zaman izleyicinin yapıtı tamamlamaya yönelik bir “eylemi” biçiminde birtakım performatif ögeler zaten bulundurabilirler.

 

RANK Art ile çalışmanız nasıl gerçekleşti? KRANK Art’in fiziksel mekanıyla ilgili deneyiminiz serginin son aşamasını nasıl biçimlendirdi?

Çalışmamız küratör Ali Akay’ın davetiyle başladı ve işlerimi okuma biçimi konusunda son derece mutluyum. Yaklaşımı benim için de yeni bir bakış açısı yarattı. KRANK Art’in fiziksel mekanıyla çalışmak da güzel bir sürpriz oldu, hiç bu kadar küçük bir alanda bu denli yoğun iş sergilememiştim; ancak tam da bu nedenle sonuç işler arasında çok yönlü bir diyalog türü oluşmasını sağladı ve bu da yeni bir yaklaşıma hayat verdi.

 

Doğru zamanı ve yeri bekleyen rüya projeniz?

Evet, böyle bir projem var ve doğru zaman için epeydir bekliyor. “What’s on the Other Side?” adlı işimin önemli bir aşaması; burada Yerkürenin diğer tarafından bir metrekarelik bir replika heykel yapıyorum (antipod). Tanımı gereği bu antipod, Yerkürenin tam karşıt tarafında yer alıyor, dünyanın tam merkezinden geçen hayali bir doğrunun diğer ucunda. Bu projeyi Ljubljana, Paris ve Şanghay’da olmak üzere 3 yerde gerçekleştirdim, ancak gerçekten yapmak istediğim Antipod Adaları’nın antipodunu yapmak; bu adalar Pasifik Okyanusu’nda yer alıyor ve ‘karşıt’ noktaları Fransa’nın kuzeyinde bulunuyor. Bu çalışma, doğru yer zaten tanımlanmış olduğundan doğru zamanı bekliyor.

 

Kaynak: SANATONLINE

Link: http://sanatonline.net/guncel-sanat/krank-bizlerle

 

0

BİLİMSEL BRİKOLAJ – VADIM FIŠKIN

Gezdim, Gördüm, Yazdım

Banu Çarmıklı Resmi Blog Sitesi

 

Tophane, yeni bir galeri mekanına daha kavuştu. Sanatsever iki hanımefendi tarafından kurulan KRANK Art Gallery, iddialı açılış sergisiyle benim merakımı cezbetti ve hemen gidip ziyaret ettim. Küratörlüğünü Ali Akay’ın yaptığı Vadim Fiškin sergisi,  interaktif enstalasyonları ile bilim ve sanat arasındaki ilişkiyi irdeliyor. Daha önce 3. İstanbul Bienalleri’nden işlerine aşina olduğumuz Fiškin, ses, ışık ve hareketli imgeleri kullandığı enstalasyonlarında, bilim, bireysel tecrübe, arzu ve hayal gücü arasındaki ilişkiyi inceliyor. Daha önceki yazılarımda da ele aldığım sanat ve teknoloji buluşmasının içerik açısından başarılı örneklerini bu sergide izlemiş oldum.

vadim-fishkin-bir-sihirbaz-34793408113092670689

Sergide en beğendiğim işin, bir Antik Yunan efsanesinden yola çıkan “Sisyphos” isimli hareketli yerleştirme olduğunu söyleyebilirim. Çalışmanın çıkış noktasını oluşturan hikaye, Homeros`a göre ölümlülerin en bilgesi olan Sisyphos’un, tanrıları kızdırması sonucu cezalandırılmasını konu alıyor. Büyük bir kayayı bir tepenin en yüksek noktasına dek yuvarlamaya mahkum edilmiş Sisyphos, tam  yukarı çıkardığı sırada yeniden aşağı yuvarlanan taşı, geri inerek tekrar tepeye kadar itiyor. Rus sanatçı ise bu efsaneyi, ahşap bir rampa üzerinde, yerde duran fön makinesinin üflemesiyle yukarı itilip, durmasıyla aşağı tekrar düşen bir top aracılığıyla yeniden yorumlamış. Yaratıcı düşünce biçimi ve mizahi anlatım diliyle bu çalışmayı oldukça başarılı buldum. Sergide, bu iş dışında “Prometheus” isimli eser de yine Yunan efsanelerinden esinlenilmiş ilginç bir yerleştirme.

 

 

tomtom5

Sergiyi genel itibariyle mekana özgü yerleştirmeler şeklinde kurgulayan Vadim Fiškin’in “Doorway” isimli hareketli video projeksiyon çalışmasına da değinmek isterim. Galerinin duvarında hayali bir kapının açılıp kapandığını izlediğimiz yansıtmada, kapının açılmasıyla içeri dolan ışık, gerçekdışı bir imgenin yarattığı gizemle izleyiciyi baş başa bırakıyor. Sanatçı diğer işlerinde de, teknolojik yöntem ve ekipmanları, kavramsal alt yapıyı destekleyecek araçlar olarak kullanıyor. Kinetik ve interaktif özellikleri ile ziyaretçiyi esere direkt olarak dahil eden eserlerin, sanatçının gündelik yaşama dair nesnelerin üzerinde gelişen düşünce sistemini aktarışını başarılı buldum.  Şiirsel bir üslup ile mizahi anlatımı güncel sanatın farklı medyumlarında birleştiren Fiškin’i takip edilecekler listeme ekledim.

 

doorway-1-559x1024

İlk sergide, cesur bir girişimle, bu kayda değer sanatçıya galerilerinde yer veren Ayşe Üner Kutlu ve Sibel Erdamar’ı ise seçimlerinden ötürü tebrik ediyorum. Yeni yeni değer kazanan Tomtom Mahallesi’ne her yönüyle yakışan bu sempatik galeriyi, Tophane rotanıza ekleyebilirsiniz; sergi 6 Mayıs’a kadar devam ediyor.

 

Kaynak: Banu Çarmıklı Resmi Blog Sitesi

Link:http://www.banucarmikli.com/bilimsel-brikolaj-vadim-fiskin/

0