Krank Art Gallery | hané
23028
portfolio_page-template-default,single,single-portfolio_page,postid-23028,ajax_fade,page_not_loaded,,select-theme-ver-2.4,wpb-js-composer js-comp-ver-5.0,vc_responsive

hané

Nermin Ülker’in, “hané” sergisinde “ev”, ikili bir karakter kazanıyor. “Ev” kavramının, dış dünyanın tehlikelerinden koruyan bir sığınak olarak görüldüğü, toplumsal düzenin, geleneğin, güvenliğin ve uyumun sembolü olarak tabulaştırıldığı bir ortamda yetişen sanatçı “ev”i; hem dış dünyaya karşı bir sığınak hem de tekinsiz sızmaların mekânı olarak tanımlıyor.

Nermin Ülker’in eserlerinde ‘içerisi’ ve ‘dışarısı’ kavramlarıne mekanın fiziksel sınırlarına tabi olmak zorunda ne de belirli koordinatlara sabitlenmiş durumda. ‘Ev’ sınırları olan korunaklı bir alan değil, deneyim, bellek ve anlama göre içerisi ve dışarısının her an yeniden tesis edilebildiği, oluş hâlinde bir mekândır.

hané’ sergisinde; sınırları ve koordinatları önceden belirlenmiş geleneksel mekan anlayışının aksine, seyirci, koordinatların deneyime ve bağlama göre her an yer değiştirebildiği, akışkan ve geçirgen bir mekân algısı ile karşılaşıyor. Bu değişen mekân algısında “içerisi” ve “dışarısı”, artık birbirlerine sızan, bağlamlarına göre anlamları ve koordinatları sürekli değişen alanlar olarak deneyimleniyor.

Sergide sanatçı düşünsel ve duyusal anlamda birbirinin içinden türemiş iki seriyi biraraya getiriyor. “Pencere” serisinde Nermin Ülker pencerelerini; malzemesi ve biçimleri itibariyle mekanı bakışa kapatıp/açan, bakışın sınırlarını çizen dayatmacı formlar olarak tasvir ediyor. Görüş alanı, sanatçı tarafından çerçeveleniyor veher çerçeve,belirli bir bakış açısına, eksik bırakılmış bir görüntüye işaret ediyor. Seyircinin hareketine ve baktığı açıya göre görüntü sürekli değişiyor ve akıyor. Sanatçının, seyircinin bakış açısının kültürel kimliğine, kişisel belleğine bağlı nasıl da değişebildiğine gönderme yaptığı sergide bakış mekânı izleyiciyi temsil ederken, pencere ise o izleyicinin kendi dünyasındaki sınırlı özgürlük ve mahremiyetini sembolize ediyor. Pencere, sanatçı için, kendine ait olanı saklama, bilinmez olma, gizemli kalma hali ve diğerleriyle arasına çizilen sınırdır.

İlk mesleği ebelik olan Nermin Ülker, o dönemde hayatı, doğum ve ötes iolarak algılamaya başladığını belirterek, doğumun sancıları ve sevinçleri ile birlikte gizemlive üretici yanını keşfettiğini dile getiriyor. Sanatçı, bugünlerde yeni bir hayata açılan pencereleri gözlemlediğini, bu pencerelerin, hem kadın bedeninde hem de yeni doğan bebeğin çığlığında olduğunu ifade ediyor.

Sergideki bir diğer seri olan “boğa” serisi ile ise, sanatçı, kendi özelinde de önemli bir yer tutan boğa figürünü, izleyiciyi içine çekerken, istediği gibi içerde olmasını engelleyen büyülü bir yapıya sahip diğer eserlerinin arasına yerleştiriyor.

Sanatçının üretimlerinin en sihirli ve anahtar bileşenlerinden biri olan renk kullanımı, kültürel bellek ve sembolist yaklaşımdan ilham alan bir dizi anlam içeriyor. Bu renklerle eserler, izleyiciyi bir anlığına düşsel bir dünyaya taşıma gücüne sahip oluyor.

Nermin Ülker kişisel serüveninde varolan farklı hanelerden yola çıkarak, bu evlerin karşısına kendi içinden yükselen melodiyle ahenk içinde olan “hané”lerini koyuyor. Eserlerinde düzen ile karmaşıklığın birlikteliğinden doğan estetik, sanatçıyla birlikte izleyiciyi de korkularından uzaklaştıran, özlem duyduklarına yakınlaştıran bir güce sahip.

Date

26 Nisan 2019

Category

Geçmiş