Krank Art Gallery | Alacakaranlık Anıları
23040
portfolio_page-template-default,single,single-portfolio_page,postid-23040,ajax_fade,page_not_loaded,,select-theme-ver-2.4,wpb-js-composer js-comp-ver-5.0,vc_responsive

Alacakaranlık Anıları

 

Belirli bir görüntünün anısının, belirli bir anın özleminden ibaret olduğuna işaret eden sergide sanatçıların eserleri, içinde bulunduğumuz ânı kuşatmayı sürdüren zaman ile bellek arasındaki karmaşık ilişkinin izini sürüyor. Anılar gerçekte yaşanmış şeylerin manipüle edilmiş kopyaları, özgün fotoğrafın teksir makinasında çoğaltılmış halinin nüshasının nüshasıdır. Zamanın durduğu saklı yeri aramak üzere yola çıkan zihinimiz anımsama ile unutma, bellek ile bastırma, bellek ile yer değiştirme eylemlerini içiçe ve sürekli bir şekilde yerine getirir. Hatırlama ise hayali bir kurgulama sürecidir. Şimdiki zamanda formüle edilen bazı imgeler geçmişe ait özel bağlarla bütünleşir. Bölük börçük ve geçici olan belleğin imgeleri, somut yerlere oturtulduğu zaman bütüncül ve tutarlı bir anlam kazanırlar. Sanat yapıtının da üretim süreci ve somut olarak görünür olması bütüncül ve tutarlı bir bellek imgesidir.

“Alacakaranık Anıları” sergisi, sanatçıların deneyimlerini belleğin depolama yeteneği, yapıtın üretim sürecini belleğin hatırlama yeteneği, yapıtın kendisini ise şimdiye ait somut bir görsel olarak ele alıyor. Sergide sanatçılar geçmişe dair ani epifanilerin tetikleyicisi olarak farklı medyumlar kullanmaktadırlar.

Sanatçı Eda Aslan’ın “Hatırlayamadığım Zamanlar” adlı 72 adet fotoğrafından oluşan enstalasyonu, ailenin ilk fotoğraf makinesi Fed 2 ile çekilmiş, içeride kalan son filmin yanması sonucu oluşan tuhaf uçucu fotoğraflardan oluşmaktadır. Yanan her bir fotoğraf hafızada net olarak bilinmese de çocukluk, aile, dönem, hikaye, hatıra ile
sessiz bir diyaloğa girmektedir.

Epifanilerin tetikleyicisi olarak bedeni kullanan Eda Gecikmez, derisinin üzerine manzara resmi yaptıran bedenlere odaklanmıştır. Sanatçı Yağlı boya tablolarına konu olan bu insanların yerlerinden edilmiş olduklarını, kendi coğrafyalarını hafızaları yerine bedenlerine kayıt ettiklerini, bedenlerini hafızaları haline getirdiklerini hayal
etmektedir. Her beden kayıp haritanın bir parçası gibidir. Mekanlar rüya aleminin birbirine geçmiş arka planlarına benzemektedir ve bu mekânlar şekillense de, zaman yok olmuştur.

Holografik Kayıt serisinde Güneş Terkol, kişisel belleğimizin pek çok anlardan oluştuğuna dikkat çekmektedir. Eserlerinde yansıtmak istediği bir an öncesi ve sonrası ve bu anlık değişikliğin bellekteki izdüşümüdür. Kafa boşlukları olan fotobloklarda fotoğraf çektiren figürleri iki katmanlı olarak uçuşan kumaşlarına dikiş tekniği ile resmeder. Üstüste gelen bu katmanlarla eser, sanatçının belleğine kaydettiği ardışık iki imajın birleştirilmesiyle üç boyutlu bir görüntüye sahip olur.

Hayali imgelerden oluşmuş bir koza ören yüksek teknolojinin yarattığı zamansızlık klostorofobisi, herkesin akıllı telefonlarıyla yaratıp yanında taşıdığı yapay belleğin bir temsiline yönlendirmiştir Zeynep Beler’i. Fotoğraf karelerini klasik resmetme biçimiyle yeni bir döngüye sokar. Bu teknikle anlık fotoğraf karesini saatlerce deneyimleyen sanatçı dijital belleğin kurguladığı hayalet imgeleri sorgulamaktadır.

Bellek, en basit tanımıyla; hatırlama ve depolama yeteneğidir. Bu yetenek geçmişe dönük anımsamalardan referanslar alarak şimdide ortaya çıkar. Anımsamanın tarzı, ele geçirmeden çok bir arayıştır. Bu arayış bir yanda zamanın geçişine ve teknolojik modernleşmenin kesintisiz hızına bağlı olarak yitmekte olan kuşaksal anımsamalarda
yolunu bulmaya çalışırken, diğer yanda belleğin alacakaranlık statüsünde çalışmaya devam eder. Alacakaranlık, günün, unutuş gecesini önceleyen, buna karşın zamanın kendisini yavaşlatır görünen ânıdır. Günün son ışığının son görkemli gösterilerini ortaya koyabileceği bir ara durumdur. Belleğin ayrıcalıklı zamanıdır. İşte bu ayrıcalıklı zaman diliminde hatırlayacak anılarımız olduğu sürece bu anıların kenarları şu anda bildiklerimize uyacak şekilde değiştirilir.

Date

17 Mayıs 2019

Category

Güncel