Krank Art Gallery | Haber
6
archive,category,category-haber,category-6,ajax_fade,page_not_loaded,,select-theme-ver-2.4,wpb-js-composer js-comp-ver-5.0,vc_responsive

GÜNEŞ TERKOL “DÜNYADAN BİR IŞIK GEÇTİ: HEY BEKLE!” Sergisi 15 Aralık – 18 Şubat

KRANK Art Gallery, Ali Akay küratörlüğünde gerçekleştireceği yeni sergisi “DÜNYADAN BİR IŞIK GEÇTİ: HEY BEKLE!” ile Paris’te Cité des Arts’da atölye çalışmalarına devam eden başarılı genç sanatçı Güneş Terkol’u ağırlıyor. İnce ve geçirgen çalışmaları bizi nerdeyse bir “masallar dünyasına” sokarak bir yandan masallar gibi uçucu diğer yandan ise inandırıcı bir tutum sergileyerek izleyiciyi bir büyü dünyasının içinden geçen bilmece bulmacaya dahil ediyor.

 

Dikiş, video, desen ve sesi kullanarak cinsel kimlikler arası ilişkileri konu alan işler üreten sanatçı için çalışmak; içine atıkları, çelişkileri ve birliktelikleri alan bir ilişkidir. Çalışmaları, yaşadığı yer bulunduğu sosyal koşullar, karşılaştığı imgeler, kendi kişisel tarihi ve bulduğu materyaller ile şekillenmektedir. Çalışmalarında kendisini motive eden, onun açısından uyum içeren işaretlerin, hikayelerin, kelimelerin, hayallerin peşine düşüp onlardan yeni kurgular üretmektir. Bu doğrultuda yeni bir işe başlarken, eski defterlerindeki notlara, çizimlere, biriktirdiği kumaşlara ve fotoğraflara bakar.

Boyamanın ötesinde ifade teknikleri arayan sanatçı topladığı kumaş parçalarını bu amaçla kullanır. Sanatında ağır, hantal ve pahalı olandansa ekonomik, tesadüfi, kolay taşınabilir ve sanatçıya nefes aldıran araçları kullanmayı tercih eder.

Dikişle ve direkt kumaşı boyayarak oluşturduğu siyah konturlarla müphem bir zaman ve mekanın figürlerini yaratırken bu içeriği boşaltılmış, kimi zaman hayvansı insan figürleri ile başı ve sonu belirsiz kalan hikayeler ortaya koyar. Terkol’un adeta soyut olarak temsil ettiği figürler, insanlar ve objeler, kumaşın ‘gerçek’liği ve kumaşı görmeye alıştığımız durumlarla birleştiğinde sanatçının çalışmaları tanıdığımızı zannettiğimiz bir objeyi yabancılaştırır. Bu yabancılaşmaya kullandığı kumaş üzerine dikiş tekniği ile; imgelerle, imgelerin temsil edildiği görsel form arasında oluşan farklı bir gerilim eklenir. Kadın olmakla ilişkilendirilen dikiş dikme eyleminin, kurgusal imgeler yaratmak için araç olması, dekoratif ve ‘feminen’ olarak düşünülen kumaşın beklenmedik kullanımı, sanatçının kendi cinsiyeti ve cinsiyetinin toplumdaki yeri ile ilişkisini sorguladığına işaret etmektedir.

 

DÜNYADAN BİR IŞIK GEÇTİ: HEY BEKLE !

 

Masallarda olduğu gibi; eserler, rüzgarların estiği, yağmurların yağdığı, şimşeklerin çaktığı, cinler ve perilerin uçuştuğu ya da yılan gibi süründüğü bir his dünyasına ait olarak durmaktalar. Karanlık ve aydınlık arasındaki diyalektik ilişkilerde ancak görünürlük kazanan ve bazen de görünürlüklerini yitiren canlı olmayan ama yaşayan varlıklar olarak cinler; Güneş Terkol’un masallar dünyasında erkek ve kadın cinler olarak ayrılmaktalar. Gözden kaçırmamamız gereken hikayeler ve masalların bizi götürüp de düğümünü bağladığı yerin yine bir ahlak sorunu olarak karşımıza çıkıyor oluşudur. Güneş Terkol’un eserlerindeki hikayeler bizim dünyamıza ait olarak işlenmişlerdir bir nakış gibi. Soyutlaştırılan figürler her biri görünür ve bir o kadar da figüratif olarak karşımıza geçmiş bizi onlara bakmaya sevk etmektedir, çekici oldukları kadar sevimli bir uçuculuk ve tuhaflık taşımaktadırlar kendi maddi malzemelerinde.

Salman Rüşdi’nin “İki sene sekiz ay ve yirmi sekiz gece” romanında; 12. yüzyılda yaşamış filozof İbn Rüşd’ün peri kızı Dünya’ya aşık olup hayatının son zamanlarında, Sevilya kadılığından uzaklaşıp, dönme Yahudilerin asıl kimliklerini sakladıkları bir şehre gitme hikayesine benzer bir hikayenin kahramanı gibi eserlerin kahramanlarının olduğu bir şehrin ortasındayız sanki! “Bu şehir neresi?” diye sorulduğunda; elbette, içinde yaşadığımız şehirden başkası aklımıza gelmeyecek. Neresinden bakarsak bakalım sermayenin sisteminin değişime soktuğu bu şehirde peri masallarına yer olmaz gibi görünse bile sanatın dünyasında Dünyalar hep var olacaklar.

 

Güneş Terkol Hakkında

 

Kollektif üretimin, ortaklaşa çalışmaların ve ortak bir amaçla bir araya gelişlerin de çok önemli olduğuna inanan sanatçı 2005 yılından beri bireysel çalışmalarının yansıra Ha Za Vu Zu sanat kolektifi ile de üretimler yaptı. Ha Za Vu Zu üyesi 3 sanatçı: Oğuz Erdin, Güçlü Öztekin, Güneş Terkol’un yeni grubu GuGuOu ile performanslarına devam ediyor. Halen Paris’te Cité des Arts’ta sanatçı programında olan Terkol’un işleri son olarak 32. Sao Paulo Bienali’nde ve Manhattan Loft Gallery Londra’da “All Fun and Games until gets burnt…” grup sergisinde görüldü.

 

Sanatçı Programları; 2013 ISCP, New York, 2011 OrganHaus, Chongqing, 2010 Gasworks, London

Solo Sergiler; 2015 LISTE, The Young Fair Basel, 2014 “Holographic Recording” NON Gallery Istanbul, 2012 Frieze Frame, Frieze Art Fair London, 2012 “The Main Forces That Stir Up Action” NON Istanbul, 2008 “No Ceremony for Transition” Apartment Project Istanbul

Grup Sergileri; 2016 “O zaman renk!” Artnivo Istanbul, 2015 “Passion, Joy, Fury” MAXXI, National Museum of XXI Century Arts Roma, 2015 “Stay with me” Depo Istanbul, 2014 10. Gwangju Bienali Kore, 2013 “Better Homes” Sculpture Center New York, 2013 Whitechapel Gallery Londra (Ha Za Vu Zu ile beraber), 2012 “Who told you so?! #4 Truth vs. Family” Onomatopee Eindhoven, 2012 “Signs Taken in Wonder” MAK Viyana, küratörler: Simon Rees ve Bärbel Vischer, 2012 “What a Loop” Berlin (Ha Za Vu Zu ile birlikte), 2011 “Dream and Reality” Istanbul Modern Istanbul, 2009 10. Lyon Bienali, (Ha Za Vu Zu ile birlikte), küratör: Hou Hanru, 2009 “BREADWAY, Urban stories: The X” Baltic Triennial of International Art Vilnius (Ha Za Vu Zu ile birlikte), 2007 10. İstanbul Bienali, küratör: Hou Hanru (Ha Za Vu Zu ile birlikte), 2007 “sobe!” Bilsar Istanbul, küratör: Leyla Gediz, 2007 “We Are Getting Vocalized” Galerist Istanbul (Ha Za Vu Zu ile birlikte),

0

Krank Art Gallery’den “Bilimsel Brikolaj”: Vadim Fishkin’in Tekno Mitolojik Düzenekleri

Yazan: İpek Yeğinsü

Sanat tutkusuyla dolu iki genç hanım tarafından kurulan ve Tophane’nin kültürel yaşamına yeni bir soluk getiren Krank Art Gallery’nin Ali Akay küratörlüğünde gerçekleşen ilk sergisi “Bilimsel Brikolaj”, Rus asıllı sanatçı Vadim Fishkin’in bizi günlük yaşamımızın bir parçası olan teknolojik nesnelere bambaşka bir gözle bakmaya zorlayan yapıtlarından oluşuyor. Fishkin İstanbul’a hiç de yabancı değil. Yapıtları daha önce 3. İstanbul Bienali’nde sergilenen sanatçı, şu sıralar çalışmalarını Slovenya Ljubjana’da sürdürüyor.

Sergide alıştığımız işlevlerinin fazlasıyla dışında bir kurgu ile karşımıza çıkan lamba, saç kurutma makinesi, pinpon topu gibi nesnelerin barındırdığı alternatif olanaklar, eserlerin galeri mekanı içinde birbirleriyle kurduğu yoğun ilişkiyle birleşince heyecan verici bir izleyici deneyimini beraberinde getiriyor. Teknolojinin şiirselliğiyle ilgilenen Fishkin’in sanatsal pratiği gücünü, sözkonusu nesneler arasında işlev-hareket-ritm temelinde kurulan, yalın, dolaysız ve gösterişsiz ilişkiden alıyor.

Krank Art Gallery’nin çok da büyük sayılmayacak ancak farklı sergileme yaklaşımlarını gündeme getiren sıradışı mekanındaki sergi, yapıtların akıllıca konumlandırılması sayesinde galeri alanı içinden bir hava akımı, adeta fantazmatik bir varlığın durmadan gelip geçerek esinti yarattığı, fiziksel mekanın sınırlarının muğlaklaştığı gizemli bir atmosfer yaratmış. Sergide belki de en dikkat çekici yapıt, mekanın mimari yapısında bulunan bir kolonun meydana getirdiği girintideki bir kaide üzerinde duran Prometheus. Antik Yunan mitolojisinde kurnazlığıyla bilinen ve tanrılara karşı insandan yana olmanın bedelini sonu gelmeyen bir işkenceyle ödeyen bu ilginç kahraman, Vadim Fishkin için gerçek bir mumdan yayılan ısı enerjisini elektrik enerjisine çevirerek yapay bir mumu çalıştıran bir düzeneğe dönüşüyor; Fishkin’in ironik yaklaşımı bu yapıtta adeta doruğa ulaşıyor. Bir diğer önemli yapıt olan Miss Christmas, kökünü madeni bir kovadan alan ve tatlı bir esintiyle sallanan bir palmiye ağacı projeksiyonundan oluşuyor; bizi petrole bağımlı küresel politik dengelerden tatil hayallerine uzanan geniş bir imge yelpazesinde gezdirirken bilimsel yaklaşımın temelini oluşturan neden-sonuç ilişkisini sorgulamaya itiyor. Modernitenin tek doğruya dayalı monolitik tavrını kurnazca ve kendini ilk anda ele vermeyen bir üslupla eleştiren Fishkin, sorgulamadan kabul etmeye alıştığımız mekanik prensipleri alay edercesine alaşağı edip sanatın çoğulcu, öznel evrenine aktararak yapısöküme uğratıyor.

Aynı zamanda bir sahne tasarımcısı olan Fishkin’in yaratıcılığını ve çok yönlü birikimini ortaya koyan sergi 7 Mayıs’a kadar devam ediyor.

Programi Ali Akay tarafindan hazirlanan KRANK Art Gallery, 26 Mayıs’ta acilacak ikinci sergi ile devam edecek. Camila Rocha’nın “Bitkilerin Enigması” adlı solo sergisi doğayı sanatla ilişkisi üzerinden sorgulayan farklı bir bilmeceyi mekanına tasiyacak.

0

KRANK ART GALLERY, İLK SERGİSİ “BİLİMSEL BRİKOLAJ” İLE AÇILDI

ss1

Konumu ve kuruluş amacı doğrultusunda, çağdaş sanatın anlatılabilir ve anlaşılabilir olduğunu geniş kitlelere ulaştırmak adına “iyi sanat- ulaşılabilir sanat” misyonuyla yola çıkan KRANK Art Gallery, Mart ayında Ayşe Üner Kutlu ve Sibel Erdamar ortaklığında Tomtom Mahallesi’nde açıldı. Galeri, Ali Akay küratörlüğünde oluşturduğu bir yıllık sergi programıyla çağdaş sanatın önemli temsilcileri ile sanatseveri buluşturmayı ve tüm diğer sanat profesyonellerini de kapsayıcı yaklaşımıyla çağdaş sanat platformuna yeni bir soluk getirmeyi hedefliyor.

 

KRANK Art Gallery’nin Türk ve yabancı çağdaş sanatçılardan seçkilerle oluşturacağı programının ilk sergisi, 3. İstanbul Bienali’nde işleri ilk kez görülen Rus asıllı sanatçı Vadim Fishkin’in “Bilimsel Brikolaj’’ oldu. Ali Akay küratörlüğünde gerçekleştirilen ve Fishkin’in bilim, bireysel tecrübe, arzu ve hayalgücü arasındaki ilişkiyi incelediği eserlerinden oluşan sergi, 6 Mayıs‘a kadar ziyarete açık olacak.

 

Kaynak: Kültür Limited

Link: https://kulturlimited.com/2016/04/25/krank-art-gallery-ilk-sergisi-bilimsel-brikolaj-ile-acildi/

0

KRANK Bizlerle!

ipek5-160427182647-1854

Tophane’de kurulan KRANK Art Gallery İstanbul’un güncel sanat ortamına taze, genç bir soluk getirdi. Galerinin kurucusu, sanat tutkusuyla dolu iki genç hanım, Ayşe Üner Kutlu ve Sibel Erdamar bize bu maceraya nasıl atıldıklarını, amaçlarını ve hayallerini anlattılar. Galerinin açılış sergisi olan “Bilimsel Brikolaj” projesini ise sanatçı Vadim Fishkin’den dinledik ve Fishkin’in sanatına daha yakından baktık.

 

Röportaj: İpek Yeğinsü

 

Ayşe Üner Kutlu, Sibel Erdamar

Galeri kurmaya nasıl, neden karar verdiniz?

SE: Benim asıl mesleğim anestezi doktorluğu ve aslında aktif olarak da mesleğimi on beş senedir yapıyorum. Ancak sanata olan ilgim ve gerek yurtiçi, gerek yurtdışında aldığım kısa süreli sanat eğitimlerinin ardından Işık Üniversitesi’nde yaptığım Sanat Kuramı ve Sanat Eleştirmenliği Yüksek Lisans programı sürecinde bu işi yapmak istediğime karar verdim. Ayşe ile çocuklarımızın aynı okulda okumaları vesilesi ile tanıştık. Onun da aynı işi yapmak istemesi benim için itici bir güç oldu.

AÜK: Ben de Güzel Sanatlar Dramaturji bölümü mezunuyum ve galericilik hep yapmak istediğim bir işti. Sibel ile tanışmak ve şu anda galerimizin olduğu bu mekanı bulmak süreci hızlandırdı. Çocuklarımızın da okulunun bulunduğu, İstanbul’un sanatsal ve tarihsel içeriğini koruyarak gün geçtikçe gelişen Tomtom Mahallesi’nde bir sanat galerisi olarak bulunmak büyük bir ayrıcalık.

 

KRANK Art ismi nereden geliyor?

SE&AÜK: KRANK milinden geliyor. Bir motorun olmazsa olmaz parçası. Dengenin sembolü bir noktada. Sanat ve hayat bağlamında da aynı ilişkiden söz edebiliriz. Ayrıca bu ismin dinamik etkisi galerimize de bir misyon yüklüyor bir yandan.

 

KRANK Art Gallery’nin misyonunu anlatır mısınız? Özellikle teknoloji kavramına dair boyutundan söz edebilir misiniz?

SE&AÜK: Sanat tarihinde galerilerin konumuna baktığımızda sanatın gelişimi ve sanat akımlarının tarihteki yerini almasında bu mekanların birinci derecede rol aldıklarını görüyoruz. Bir galerinin en önemli misyonunun dönemin ortak beğenisine uyan, satılabilir işleri sergilemek yerine yeni ve dönemin çağdaş sanat akımlarının başarılı sanatçılarını temsil ederek, onların kendilerini ve sanatlarını anlatabilmelerine imkân tanımak olduğunu düşünüyoruz. Sanatın bu dönemde toplumların sosyolojik, bilimsel ve teknolojik gelişimini izlemesi kaçınılmaz. Bizim de öncelikli hedefimiz sanatın geldiği bu noktayı olabildiğince fazla insana ulaştırarak sanatın tarihsel akışına katkıda bulunmak.

 

Sergi programınızda ağırlıklı olarak nasıl sanatçılar ve sanat formları yer alacak?

SE&AÜK: Sanat özünde yeni bir alan açma edimi ve bize açtığı bu yeni mekanda varoluşumuzu sorgulama imkanı tanıyor. Günümüz sanatçıları bu doğrultuda kendilerini ifadede çok farklı medyalar kullanıyorlar. Bu noktada, kullandıkları farklı teknik ve araçlarla sanatın en büyük gücü olan görünmeyeni görünür kılmak başarısını elinde tutan sanatçılarla çalışacağız. Bu konudaki en büyük yardımı bir sene boyunca sergilerimizin küratörlüğünü yapacak olan Ali Akay’dan alıyor olacağız.

 

Belli bir fiyat aralığınız ya da emerging, established vb çerçeveleriniz var mı?

SE&AÜK: Bu konuda birinci önceliğimiz sanatçı-galeri ilişkisinde standartlarımızı uluslararası ölçeklerde belirlemek. Fiyat aralığımızı sanat eseri bağlamında sıradan bir tüketim malzemesi gibi belirlemek mümkün değil. Bunu sanatçımızla birlikte belirlemek durumundayız. Ama her sergide sanatçının farklı fiyat aralıklarında işlerini sergilemeye özen gösteriyor olacağız.

 

Ali Akay ile yollarınız nasıl kesişti?

SE: Sanat Kuramı yüksek lisansımın tez aşamasında kendisiyle tanışma olanağı buldum. Tezimde kitaplarından yoğun olarak faydalanmaktaydım. Tanıştığımızda galeri açma projemden bahsedince bana yardımcı olabileceğini söyledi. Çağdaş sanat alanında böyle bir duayenle çalışmak bizim için büyük bir fırsat oldu.

 

Vadim Fishkin’in sergisi nasıl tepkiler aldı? Sonuçlardan memnun musunuz?

SE&AÜK: Bu sergi bizim için pek çok şeyin ilki olmasına rağmen sanatçımızın ve küratörümüzün profesyonellikleri yaptığımız işe yansıdı. Güzel bir açılış ve sonrasındaki ziyaretlerde aldığımız tepkiler bizim için çok motive edici oldu. Sanatçımızın her bir işi kullandığı minimal teknoloji ile beraber bir çok kavramı içinde barındırıyor ve sorgulamaya açıyor. Galerimizin espası da her biri son derece dinamik ve eğlenceli bu işleri sergileme aşamasında izleyiciye sürprizler sunarak farklı bir deneyim sağlıyor. İzleyiciye işleri anlatmak ve tepkilerini gözlemlemek gerçekten çok keyifli.

 

Türkiye’de ya da dünyada kendinizi yakın hissettiğiniz, örnek aldığınız veya beğeniyle izlediğiniz galeriler hangileri?

SE: Paris’te özellikle Marais bölgesindeki galerileri yakın takip etme olanağı bulduğumdan Marian Goodman ve Emmanuel Perrotin her sergisini merakla beklediğim galeriler. Gelecekte de onlarla ortak sergi yapmak hedeflerimiz arasında.

AÜK: Şu anda işlerini sergilemekte olduğumuz Vadim Fishkin’i temsil eden Gregor Podnar’ın çizgisini çok beğeniyorum. Galerie Buchholz, Marian Goodman, David Zwirner ilgiyle takip ettiğim galerilerden birkaçı.

 

Galeri açmak için çok zor bir dönem seçtiğinizi söylemek gerek. Bu konuda neler söyleyeceksiniz? Sizce Türk çağdaş sanat piyasası şu anda özellikle ekonomik ve jeopolitik koşullar nedeniyle yaşadığı dar boğazdan nasıl çıkacak, çıkabilecek mi? Siz kendinizi bu resmin neresinde görüyorsunuz? Nasıl bir fark yaratmayı hedefliyorsunuz?

SE&AÜK: Açıkçası işin “business” tarafını düşünmek motivasyon kırıcı bu dönem için. Biz işin daha romantik kısmında vizyonumuzu korumaya çalışıyoruz. İyi sanatçılarla çok severek yaptığımız bu işi yaparken onların eserleriyle kurduğumuz duygusal bağı izleyenlere de kurdurabilirsek zaman içinde mekanımızın sürekliliğini sağlayacağımıza inanıyoruz.

 

Vadim Fishkin Çalışmalarınızda günlük malzemeler kullanıyor ve onları alışılmışın dışında senaryolar içinde sunuyorsunuz. Bu nasıl başladı? Esin kaynağınız neydi?

Gözlem, tahmin etmeye çalışmak, geleneksel kullanımların ve alışkın olduğumuz açıklamaların arkasındaki olguları, anlamları anlama ve keşfetme çabası. Ortada olan yanıtlar her zaman görüşü engeller. Bu, bir şekilde Brecht’in ‘yabancılaşma’ etkisi kavramına benzer; başka bir deyişle, araya mesafe koymak, aynı madde içindeki diğer olanakları görmek amacıyla nesneden uzaklaşmak, ya da Rus teorisyen Viktor Shklovsky’nin adlandırdığı gibi “ostranenie” teorisi (“tuhaf hale getirmek” ya da yabancılaştırmak). İlk yaklaşım belli bir mesafeden bakmayı içerir; ikinci olanak ise ‘hacking prensibi’ diye anılır ve bir şeyin içinde (gizli) olan olanakları keşfetmek anlamına gelir. Örneğin teknolojide alternatif olanaklar her zaman vardır, oysa bazen aygıtların genel kullanımını yönlendirmek amacıyla mühendislik firmaları tarafından bilinçli olarak gizlenirler. Benim işlerim arasında buna basit bir örnek “Moving Stars”, saç kurutma makinesi ve ampul; her ikisinin de gayet net pratik işlevleri var ve ben onların oldukça farklı bir amaç için buluşmalarını sağlıyorum.

 

Aynı zamanda sahne tasarımı ile uğraşıyorsunuz. Bunu bir serginin küratörlüğüne benzetebilir miyiz? Bu deneyim işlerinizin bu denli performatif olmasının nedenlerinden biri sayılabilir mi? Çalışmalarınızı performatif olarak nitelendirebilir misiniz?

Sahne tasarımını küratörlüğe benzetebilir miyim bilmiyorum. Küratörler genellikle sahne tasarımcısı yerine yönetmenle (rejisör) karşılaştırılırlar. Ancak benim sahne tasarımı yaklaşımımda çabam her zaman “bir mekanı yönetmek” üzerine olur ve bu, eylem için bir miktar olanak yaratır. Ancak sanat eserlerinde zaten daha bağımsız sistemler söz konusudur ve bunlar kendi içlerinde bir bakış ya da zaman zaman izleyicinin yapıtı tamamlamaya yönelik bir “eylemi” biçiminde birtakım performatif ögeler zaten bulundurabilirler.

 

RANK Art ile çalışmanız nasıl gerçekleşti? KRANK Art’in fiziksel mekanıyla ilgili deneyiminiz serginin son aşamasını nasıl biçimlendirdi?

Çalışmamız küratör Ali Akay’ın davetiyle başladı ve işlerimi okuma biçimi konusunda son derece mutluyum. Yaklaşımı benim için de yeni bir bakış açısı yarattı. KRANK Art’in fiziksel mekanıyla çalışmak da güzel bir sürpriz oldu, hiç bu kadar küçük bir alanda bu denli yoğun iş sergilememiştim; ancak tam da bu nedenle sonuç işler arasında çok yönlü bir diyalog türü oluşmasını sağladı ve bu da yeni bir yaklaşıma hayat verdi.

 

Doğru zamanı ve yeri bekleyen rüya projeniz?

Evet, böyle bir projem var ve doğru zaman için epeydir bekliyor. “What’s on the Other Side?” adlı işimin önemli bir aşaması; burada Yerkürenin diğer tarafından bir metrekarelik bir replika heykel yapıyorum (antipod). Tanımı gereği bu antipod, Yerkürenin tam karşıt tarafında yer alıyor, dünyanın tam merkezinden geçen hayali bir doğrunun diğer ucunda. Bu projeyi Ljubljana, Paris ve Şanghay’da olmak üzere 3 yerde gerçekleştirdim, ancak gerçekten yapmak istediğim Antipod Adaları’nın antipodunu yapmak; bu adalar Pasifik Okyanusu’nda yer alıyor ve ‘karşıt’ noktaları Fransa’nın kuzeyinde bulunuyor. Bu çalışma, doğru yer zaten tanımlanmış olduğundan doğru zamanı bekliyor.

 

Kaynak: SANATONLINE

Link: http://sanatonline.net/guncel-sanat/krank-bizlerle

 

0

BİLİMSEL BRİKOLAJ – VADIM FIŠKIN

Gezdim, Gördüm, Yazdım

Banu Çarmıklı Resmi Blog Sitesi

 

Tophane, yeni bir galeri mekanına daha kavuştu. Sanatsever iki hanımefendi tarafından kurulan KRANK Art Gallery, iddialı açılış sergisiyle benim merakımı cezbetti ve hemen gidip ziyaret ettim. Küratörlüğünü Ali Akay’ın yaptığı Vadim Fiškin sergisi,  interaktif enstalasyonları ile bilim ve sanat arasındaki ilişkiyi irdeliyor. Daha önce 3. İstanbul Bienalleri’nden işlerine aşina olduğumuz Fiškin, ses, ışık ve hareketli imgeleri kullandığı enstalasyonlarında, bilim, bireysel tecrübe, arzu ve hayal gücü arasındaki ilişkiyi inceliyor. Daha önceki yazılarımda da ele aldığım sanat ve teknoloji buluşmasının içerik açısından başarılı örneklerini bu sergide izlemiş oldum.

vadim-fishkin-bir-sihirbaz-34793408113092670689

Sergide en beğendiğim işin, bir Antik Yunan efsanesinden yola çıkan “Sisyphos” isimli hareketli yerleştirme olduğunu söyleyebilirim. Çalışmanın çıkış noktasını oluşturan hikaye, Homeros`a göre ölümlülerin en bilgesi olan Sisyphos’un, tanrıları kızdırması sonucu cezalandırılmasını konu alıyor. Büyük bir kayayı bir tepenin en yüksek noktasına dek yuvarlamaya mahkum edilmiş Sisyphos, tam  yukarı çıkardığı sırada yeniden aşağı yuvarlanan taşı, geri inerek tekrar tepeye kadar itiyor. Rus sanatçı ise bu efsaneyi, ahşap bir rampa üzerinde, yerde duran fön makinesinin üflemesiyle yukarı itilip, durmasıyla aşağı tekrar düşen bir top aracılığıyla yeniden yorumlamış. Yaratıcı düşünce biçimi ve mizahi anlatım diliyle bu çalışmayı oldukça başarılı buldum. Sergide, bu iş dışında “Prometheus” isimli eser de yine Yunan efsanelerinden esinlenilmiş ilginç bir yerleştirme.

 

 

tomtom5

Sergiyi genel itibariyle mekana özgü yerleştirmeler şeklinde kurgulayan Vadim Fiškin’in “Doorway” isimli hareketli video projeksiyon çalışmasına da değinmek isterim. Galerinin duvarında hayali bir kapının açılıp kapandığını izlediğimiz yansıtmada, kapının açılmasıyla içeri dolan ışık, gerçekdışı bir imgenin yarattığı gizemle izleyiciyi baş başa bırakıyor. Sanatçı diğer işlerinde de, teknolojik yöntem ve ekipmanları, kavramsal alt yapıyı destekleyecek araçlar olarak kullanıyor. Kinetik ve interaktif özellikleri ile ziyaretçiyi esere direkt olarak dahil eden eserlerin, sanatçının gündelik yaşama dair nesnelerin üzerinde gelişen düşünce sistemini aktarışını başarılı buldum.  Şiirsel bir üslup ile mizahi anlatımı güncel sanatın farklı medyumlarında birleştiren Fiškin’i takip edilecekler listeme ekledim.

 

doorway-1-559x1024

İlk sergide, cesur bir girişimle, bu kayda değer sanatçıya galerilerinde yer veren Ayşe Üner Kutlu ve Sibel Erdamar’ı ise seçimlerinden ötürü tebrik ediyorum. Yeni yeni değer kazanan Tomtom Mahallesi’ne her yönüyle yakışan bu sempatik galeriyi, Tophane rotanıza ekleyebilirsiniz; sergi 6 Mayıs’a kadar devam ediyor.

 

Kaynak: Banu Çarmıklı Resmi Blog Sitesi

Link:http://www.banucarmikli.com/bilimsel-brikolaj-vadim-fiskin/

0

“Vadim (Fishkin) bir sihirbaz”

vadim-fishkin-bir-sihirbaz-62389423057304349321

 

Selman Akıl, Tophane’nin yeni konuğu Krank Sanat galerisinde 5 Mayıs’a kadar sürecek Vadim Fishkin’in ‘’Bilimsel Brikolaj’’ sergisi küratörü Ali Akay ile görüştü. Akay’a göre Vadim Rus asıllı bir sanatçı olarak parapsikolojik bir bakışa, bir sihirbaz bakışına sahip. Öte yandan “teknolojinin sanatın karşısında sadece bir malzeme olma gücü var o kadar.”

 

Selman Akıl: Sergi için yazdığınız yazıda Vadim Fiskin’nin işleri ile rönesans sanatı arasında bir bağlantı olduğunu söylüyorsunuz. Bilgisayar, dijital devrim ve teknolojiye dayanan yeni bir Rönesans yaşıyoruz birçok düşünüre göre de. Ama Vadim Fishkin dijitalden ziyade mekanik ve analoga odaklamamızı istiyor gibi işlerinde. Rönesans mekaniğinin dinamiklerini ortaya seriyor.

 

Rönesans yeniden doğuş, hümanizm olarak insanın yeniden doğuşuydu, bugün bunlara denk gelen kavram “post-human” kavramı olabilir mi? Dijital, post-human sanat kavramsal, çağdaş sanatı geride bırakabilir mi, yerine geçebilir mi gelecekte, siz böyle bir ihtimal görüyor musunuz?

 

Ali Akay: Bir soru içinde birçok soru soruyorsunuz. Bu anlamda sıçramalarla sorulmuş sorular gibi durmakta sorularınız. Ama yine de aynı minvalde cevaplayım:  Rönesans ile kurulan ilişki büyü-ilüzyon düzeyinde bir ilişki. Vadim Fishkin’in eserlerindeki ilüzyonist yaklaşım sadece dijital veya analog meselesi değil; bu ikincil bir sorun olarak gözükmekte bana. Bu anlamda çok fark etmez. Vadim evet dijital bir teknoloji kullanıyor değil; bildiğimiz makinalardan oluşan bir ortam yaratmakta; ancak bir sihirbazlık sanatı var Vadim Fishkin’in eserlerinde, bana göre.

 

İçinde yaşadığımız dönemin Rönesans ile pek alakası olduğunu zaten düşünmüyorum. Rönesans burada sadece büyüden bilime giden bir dünyanın arayışı bakımından söz konusu olabilir Vadim’in eserleriyle.

 

Post human çağ diyorsunuz; evet bu bir Rönesans değildir; insan merkezli bir çağa giriş bakımından bugün insan sonrası bir çağa girmekteyiz; ama bu asla insanın sonu demek değildir; insan formunun değişime uğramasıdır; çünkü insanın bileşkeleri değişmektedir. Nietzsche buna üst-insan adını vermekteydi. Tanrı merkezli olmayan bir dünya ile bilim dünyasının ve teknolojinin kesişmesinden oluşan bir vaziyet. Her ne kadar bugün dini olanın geri gelişi ile postmodern durum arasında ilişkiler kuramaya çalışanlar olsa bile; mesela, Bryan Turner, Anwar Alam, Akbar Ahmad gibi düşünürler bunu bu şekilde düşünmüş olsalar bile, günümüzdeki İslam’ın Selefi kolunun kökenlere dönüş ilkesi üzerine odaklanmaya kalkması ve saf bir İslam arayışı bir anlamda ideolojik olarak işlemekte olsa bile kapitalizme eklemlenerek ideolojik alanından daha çok piyasa koşullarına doğru bakmakta. Benzer bir şekilde İbrani dini ile İsrail’deki dindarlar da ideolojik olarak Mesyanik bir inanca sahipler ama kapitalizm ile eklemlenme biçimi yine de benzerlikler taşımakta bana kalırsa. Yine, Roma Kilisesi’nin zaten nasıl kapitalizme yakın bir kurum olduğu bilinmekte ve analiz edilmekte.

 

Sorunun içindeki üçüncü kısma gelirsek, Çağdaş sanatın kavramsal alanıyla dijital teknoloji arasında bir bağ kuramıyorum. Biri düşünce ile ve kavramlar ve afekt ve persept ile alakalı diğeri ise sadece bir malzemeden ibaret olan bir yeni teknoloji. Sanat teknoloji demek değil, her ne kadar kökeninde benzerlik taşımakta olsa bile. Tekhne ile sanatı kast etmekteydiler eski Yunan’da. Halbuki, bugün bu sanki unutulmuş gibi davrananların sayısında yükselme var. Sanat kavramsal olmaya her türlü teknolojide devam etmiştir:  Leonardo da “causa mentale” diyordu, Vermeer de, Duchamp da Kosuth da ve bugünkü tilmizleri de… Teknolojinin sanatın karşısında sadece bir malzeme olma gücü var o kadar.

 

S.A: Vadim Fishkin’in işlerini hermetik düşünce geleneğinin bir uzantısı olarak değerlendirip, bilimsel brikolaj olarak isimlendiriyorsunuz. Bu düşünce geleneğini biraz anlatır mısınız? Pozitivizm olmadan da işleyen ve yaratıcı olabilen bilimsel süreçler mümkün mü? Sanat bu tarz düşüncenin kapısını aralayabiliyor ama daha sonra pozitivizme mağlup olmak zorunda mı her bilimsel yaklaşım? Sanat pozitivist bilime estetik katabilir mi?

 

A.A: Katalogda da belirtmiş olduğum gibihermetik düşünce dönemin büyüsel düşüncesidir; arkasında bir gerçek saklayan ve bu gerçeğin bulunması gereken bir yorumsamasanatı olarak ortaya çıkmıştır; ve bu anlamda da mistik ve metafizik dünya ile bir ilişki içindedir: “Marsilio Ficino’nun (1433-1499) ve Leonardo Da Vinci’nin (1452-1519) çizgisinden bir düşüncedir ; çünkü hermetik olarak adlandırılan bu geleneğe göre, insan ve kozmos ilişkisi  bir bütün ilişkidir ve buluşların bir geleneğine bağlı durmaktadır.  Corpus Hermeticum adlı incelemede tıpkı Tekvin gibi anlatı, Ficino’nun eserinde, insanın yaradılışını ele almaktadır. Söz ile başlayan bu anlatı ışığın yaratısıdır. İnsanın yaradılışı ile ışığın yaradılışı arasında kurulan bu bağ ile hermetik düşünce büyü, sihir ve simya birleşmektedir. Buradaki ilişki anlaşılabileceği gibi ışık kavramı veya ışık kavramının kullanımı iler alakalıdır. Bunlardan yola çıkarak sanatçının yaptığı bir brikoloj olarak durmaktadır. Birbiri ile alakası olmayan ilişkileri bulup yaratmak sanatı bu anlamda bu kelime.

 

Pozitivizm evet 18.yy sonrasında bu düşüncenin önüne bir set çekmiştir; ama bilim adamları bugün bile hala simya ve kimya arasındaki ilişkiyi veya büyü ve bilim arasındaki yöntemsel benzerlikleri düşünmekteler. Sonuçta bilimin felsefi açılımı her zaman metafizik olmuştur; ama her dönemin metafiziği aynı değildir. Bugün bilim ile metafizik ilişkisi devam etmekte ve bu şekilde bir çok düşünür tarafından düşünülmektedir.

 

Mesela Gilles Deleuze’ün “metafiziği aşmak” gibi bir derdi olmamıştır felsefi bakışında. Tersine patafizik onun bakış açısından çok daha ilginç olarak durmaktadır. Alfred Jarry’e ait olan bu kavram üzerine, bilindiği gibi, Deleuze’ün bir makalesi vardır. Burada modern düşünürlerin metafiziği aşmak için uğraştıklarını hatırlatıp, bunun öncelikle: “Tanrı’nın Ölümü” ile ilişkisi kurulur. Nietzsche’nin bakışı buraya bağlanmaktadır. Bu durum şöyle bir anlama çekilmektedir: iki dünya arasındaki kozmolojik bir farkın sona ermesi olarak gözükmektedir; yani, öz ve görüntü, yanlış ve doğru mantığı arasındaki farkın ortadan kalkmasıdır.  Tanrı ölmüş ise eğer o zaman insan da dayanağını kaybetmiştir, o halde “insanın ölümü” de baş göstermiştir. İnsanın öznelliğinin arkasında saklanan  ve öznelliğini yok eden bir şey söz konusu edilmektedir.

 

Bu şey veya bu güç (mistik ve gizli)  tarihin gerçeği ve safcasına teknoloji üzerine odaklanır birinci olarak, ve ikinci olarak ise, Vadim’in üzerinde durduğu şiirsel yaratı üzerine odaklanmaktadır. Hayali makinaların icadı olarak 20.yy sanatına damgasını vurmuştur ( daha önce Jules Vernes ile başlayan bir hareket). Metafiziği aşmak bu anlamda kullanılmaktadır; ancak Deleuze’e göre asıl iş şiirsel alandan gelmektedir ve bunu başaran ise “patafizik” olmuştur.  Metafiziğe eklenen bilime verilen isim olarak anlamaktadır bunu Jarry.  O bakımdan sanat her zaman bir çıkış bulmaktadır.

 

SA: Mekanik kavramının yanında bir de felsefede daha çok karşılaştığım“teknik” kavramı var. Martin Heidegger’in modern tekniği ve teknolojiyi insanın var oluş alanını kısıtladığı için eleştirdiği Tekniğe İlişkin Bir Soruşturma makalesi var. Jacques Ellul’ün teknik üzerine Hegelyen bir çerçevede oluşturduğu yaklaşım ya da yaklaşımlar var. Böylece, mekaniğin de aslında çok masum olmadığı kanısına varabilir miyiz sizce? Sonuçta, sanayi devrimi ve modern mekanikle ticaret yolları savaşları yerini enerji savaşlarına bıraktı ve bugün de devam ediyorlar. Vadim Fishkin’in Miss Christmas işinde fosil enerji kaynağını enerjinin doğrudan birçok işlemden geçmiş halinin kökü haline getirmesi, ve bu fosil enerji kaynağı üzerine sürüp giden savaşlar “mekaniğin büyüsünü” bir şekilde sorgulamamızı gerektirmez mi?

 

AA: Sanırım Tekhne’nin teknoloji değil sadece ama sanat anlamına geldiğini söyledim. Mekanik ile makinasal ayrımına bakarsak ikisinin ayrı şeyler olduğunu söyleyebiliriz. Mekanik işleyen organizma gibi bir sistem anlamına gelmekte ve homojen bir kavram bu anlamda; halbuki makinasal heterojen bir işleyiş tarzındaki öğelerden oluşan bir veri. Modern savaşların bununla direkt bir alakasını kurup varlığın unutuluşu üzerine düşünen Hediegger’i bir kenara bırakırsak, onun da düşündüğü gibi zaten teknoloji elbette ki masum değil. Vadim’in işinde bu doğal-yapay cennet ile petrol arasında kurulan bir ilişki var; yani yapay cennetler halinde yaşayan Arap emirlikleri, Dubai’de petrol rafinelerinin karşısında bir anlamda dışarıdan taşınmış bir renkle, yapay bir denize girilen plajlar arasındaki tuhaflıkları görmek mümkün. Mekanik bir çalışma değil bu söylemek istediğiniz gibi ama tersine sosyal bir olgunun içindeki tuhaf ilişkiye değinmekte. Kirletilen bir doğa ile yapay olarak örgütlenmiş bir doğa eklemlenmesinin plajların saflığıyla karşı karşıya gelmesi bu bir anlamda bakarsak. Bu şekilde zaten “mekaniğin bir büyüsü” falan yok.

 

S.A: Bu sene Dördüncü Sanayi Devrimi(Dijital Devrim) temasıyla yapılan Davos Dünya Ekonomik Forumu’nda  Olafur Eliasson’un güneş enerjisiyle ışık üretebilen lamba ve akıllı telefonları şarj edebilen cihaz ürettiği Little Sun projesi Kristal ödülü aldı. Vadim Fiskin’in Prometheus Electronic işini gördüğümde bu projeyi düşünmüştüm hemen. Sanatçıların alternatif enerji kaynaklarına dikkat çeken bu işleri, alternatif enerji kaynaklarının üretilmesi yönünde adımlar atılmasına yardımcı olur mu?

 

AA – Olafour Eliasson ile Vadim Fishkin kıyaslamasını yapmak doğru gelmiyor bana. Bunlar birbirlerinden çok ayrı işler yapan iki sanatçıdır. Vadim bir sihirbaz ise diğeri başka biri.  Buluş yapmak ile Vadim’in ilüzyonistliği ayrı şeyler.  Bana kalırsa ben bir benzerlik göremiyorum.

 

S.A:  Eliasson büyük bir ekiple çalışıyor. bildiğim kadarıyla Fiskin ise tek başına çalışıyor. Teknolojinin araçları ve olanakları doğrudan ya da dolaylı olarak kullanılarak yaratılan sanat eserlerinde genelde hep ekip çalışmalarına tanık oluyoruz. Vadim Fiskin bir mimar dolayısıyla teknik konulara vakıf olabiliyor muhtemelen. Ama birçok sanatçı bu kadar vakıf olmayabiliyor ve teknisyenlere ihtiyaç duyabiliyor.  Tek bir yaratıcıya bağlı olmayan yeni bir sanat üretim süreci ve tek kimse olmayan yeni bir sanatçı tanımı söz konusu,  bu durum aynı zamanda yeni bir Rönesans yaşadığımızın bir kanıtı olabilir mi yoksa başka bir şekilde mi değerlendirilmeli? Bu durumu nasıl ele almalıyız sizce?

 

A.A: Bilim ile sanat aynı şey değiller; birisi fonksiyonlarla, fonktif diğeri ise afekt (duygu ve etki) ve persept (algı) ile iş görmekte. Bunları birbirleriyle kıyaslamak pek mümkün gözükmüyor, her ne kadar ekip çalışmalarında bunlar birbirleri içine girmeye başlamış olsa bile.Vadim Rus asıllı bir sanatçı ve bu anlamda eski Sovyet geleneğinden aldığı bir bakış var, bu bilimsel bir bakış olmaktan çok sihirbazlara ait bir bakış, bilindiği gibi parapsikoloji alanında Sovyetler çok ileri gitmişlerdi. Hepsini yapmak ve bilgisini elinin altında bulundurmak. Bir anlamda diyalektik bir tümleme ve sentezleme söz konusudur. Eliasson ise Batı dünyasının kafasına sahip ve bir ekip işini öne çıkarmakta. Bilim ile sanat arasında bağlar kurmakta ve sanatını bu noktaya doğru çekmekte.

 

S.A: Son olarak daha sorulacak bir çok şey içerisinden şunu sormak isterim: Yunan mitolojisinde ateşin, heykel yapımının, zanaatların tanrısı Hephaistos aynı zamanda mitolojiye göre birçok otomat yapmış. Çin’de de benzer mitolojiler var. İlk gerçek otomatları ise 1100’lü yıllarda Cizre’de El Cezerî tarafından yapmış. Bunlar su enerjisiyle çalışan programlanabilir otomatlar. Antik dönemlerden beri insanlar aslında kendileri yerine çalışacak, onların işlerini yapacak makineler hayal ediyorlar. Bugün buna yakınız, bununla bağlantılı birçok krizle birlikte, başından beri bu muydu sizce tekniğin ve bilimin ve belki mekaniğin gizli amacı?

 

 A.A: Sanırım ilk soruda bunun cevabını da verdim. Mekaniğin gizli bir amacı veya bilimin gizli bir aracı bana kalırsa komplo teorilerine daha yakın bir soru gibi durmakta. Neden gizli bir amacı olsun ki? Bilim bir araştırma alanıdır, sanat da aynı şekilde araştırma alanı ve bir yaratı alanıdır; şiirseldir. İşlevleri değişik durmaktadır bunların. Afekt, persept ve fonktiflerle işlerler. Sanat bir sansasyon (duyumsama) yaratısıdır. Şöyle düşünebiliriz: bilim, sanat ve felsefe arasında bir yatay ilişki kurmaya kalkarsak sanatın bir kompozisyon planı olduğunu söyleyeceğiz. Zaten soyut sanat döneminin tabloların adları buydu. Bilim ise bir referans planı üzerinde durmakta; sürekli daha evvelki buluşlarla hesaplaşmakta. Felsefe de daha öncekilerle hesaplaşmakta; ama iki ayrı felsefi görüş çıkmakta kaşımıza: temsiliyet ve tanınma üzerine kurulu olan aşkın bir bakış: Descartes’dan Kant ve Hegel’e kadar uzanan bir çizgi; diğeri ise içkinlik üzerine kurulu bir bakış ki burada Spinoza’dan Nietzsche’ye ve Deleuze, Guattari ve Foucault’ya kadar uzatabileceğimiz bir çizgi var. Burada temsiliyet dışı bir düşünce çıkmakta karşımıza. Buna konstrüktivist içkin bir bakış diyebiliriz. Aralarındaki yatay geçişlilik bunların aynı şekilde ele alınmakta olduğunu ve yöntemlerini ve amaçlarının da aynı olduğunu söylemek anlamına gelmez.

 

Kaynak: SANATATAK

Link: http://www.sanatatak.com/view/Vadim-Fishkin-bir-sihirbaz/2701

 

 

0

Shadow shows on the walls of an art gallery

Fishkin_miss Christmas_2012_cor

 

New media art is a challenging discipline compared to other arts. There are many artists and not enough knowledge about this unique approach. Vadim Fishkin is among the new media artists who have succeeded in reaching global contemporary art audiences.

 

Fishkin’s new exhibition, entitled “Scientific Bricolage” at the Krank gallery, a newly opened art space in Istanbul’s Tophane district, may be seen as an attempt to take the lid off the new media discipline.  The gallery space may be small, but it is curated by a professional, Ali Akay. The space is used well and gives the audience the feeling that the venue was made just to display Fishkin’s exhibition. The dark environment provided of the gallery reveals the shadow shows of Fishkin. Two large walls in the gallery showcase two outstanding works of the artist. In Fishkin’s works, which are linked to technology and scientific developments, the image and its conception are at the forefront. Through the use of technology and its own development in line with humans, the artist aims to highlight our daily lives, our perception of understanding and the meaning of objects. Fishkin says: “For me the everyday of development in technology is part of this long running human civilization and of course, the time of development is already quite long and now technology is rapidly changing. But the human perception of development is still the same. We’re still amazed, about the unlimited possibility; of course, it could be against the most classical and conservative idea but that’s my goal….don’t lock yourself, keep the possibility open.”

 

Fishkin likes to push his audiences to find new things in the every day. With his work “Doorway,” Fishkin works both with dark and light, by making a door (actually the shadow of a door) that constantly closes and opens, and emits a light that comes out of it when it opens. In another work of his, which is a reflection of a palm tree out of a can reminds us of our perceptions and how they can shape our expectations.

 

In addition to perception, Fishkin is “very interested in function in both ways: One is the technological function, which is physics-based and the function of the magic tricks. But in fact it doesn’t mean that one function is right, and the other is wrong. I’m interested in the functionality of art.’’

 

That’s why Fishkin prefers to create works such as “Prometheus,” which a thermo-generator which produces light and reflects the electricity via an artificial candle. While the work is a functional one, it is a reference to the mythology of Prometheus, who is known in Greek mythology as the creator of the mankind who stole fire from Mt. Olympus to bring to the humans.

 

The art of Fishkin is about the perceptions of functional objects. According to the artist, his art emphasizes “not the tools of physics, not the tools of trick, they stress the perception of art, and what makes [the audience] think of art…”

 

About the artist

 

Vadim Fishkin graduated from the Moscow Architecture Institute in 1986. In 1992, he became a member of the Moscow-based art collective “Champions of the World.” In 1996, he moved to Slovenia and settled in Ljubljana. He is currently a professor at the Zentrum für Kunst und Medientechnologie (Center for Art and Media) in Karlsruhe, Germany. The artist’s works have been included in many international exhibitions, including the third Istanbul Biennial (1992), the Venice Biennale (1995, 2003, 2005), Moscow–Berlin, Berlin–Moscow (2003), and Manifesta 1, Rotterdam (1994).

0