Krank Art Gallery | basin_TR
19169
paged,page,page-id-19169,page-template,page-template-blog-large-image,page-template-blog-large-image-php,paged-6,page-paged-6,ajax_fade,page_not_loaded,,select-theme-ver-2.4,wpb-js-composer js-comp-ver-5.0,vc_responsive

KRANK ART GALLERY, İLK SERGİSİ “BİLİMSEL BRİKOLAJ” İLE AÇILDI

ss1

Konumu ve kuruluş amacı doğrultusunda, çağdaş sanatın anlatılabilir ve anlaşılabilir olduğunu geniş kitlelere ulaştırmak adına “iyi sanat- ulaşılabilir sanat” misyonuyla yola çıkan KRANK Art Gallery, Mart ayında Ayşe Üner Kutlu ve Sibel Erdamar ortaklığında Tomtom Mahallesi’nde açıldı. Galeri, Ali Akay küratörlüğünde oluşturduğu bir yıllık sergi programıyla çağdaş sanatın önemli temsilcileri ile sanatseveri buluşturmayı ve tüm diğer sanat profesyonellerini de kapsayıcı yaklaşımıyla çağdaş sanat platformuna yeni bir soluk getirmeyi hedefliyor.

 

KRANK Art Gallery’nin Türk ve yabancı çağdaş sanatçılardan seçkilerle oluşturacağı programının ilk sergisi, 3. İstanbul Bienali’nde işleri ilk kez görülen Rus asıllı sanatçı Vadim Fishkin’in “Bilimsel Brikolaj’’ oldu. Ali Akay küratörlüğünde gerçekleştirilen ve Fishkin’in bilim, bireysel tecrübe, arzu ve hayalgücü arasındaki ilişkiyi incelediği eserlerinden oluşan sergi, 6 Mayıs‘a kadar ziyarete açık olacak.

 

Kaynak: Kültür Limited

Link: https://kulturlimited.com/2016/04/25/krank-art-gallery-ilk-sergisi-bilimsel-brikolaj-ile-acildi/

0

KRANK Bizlerle!

ipek5-160427182647-1854

Tophane’de kurulan KRANK Art Gallery İstanbul’un güncel sanat ortamına taze, genç bir soluk getirdi. Galerinin kurucusu, sanat tutkusuyla dolu iki genç hanım, Ayşe Üner Kutlu ve Sibel Erdamar bize bu maceraya nasıl atıldıklarını, amaçlarını ve hayallerini anlattılar. Galerinin açılış sergisi olan “Bilimsel Brikolaj” projesini ise sanatçı Vadim Fishkin’den dinledik ve Fishkin’in sanatına daha yakından baktık.

 

Röportaj: İpek Yeğinsü

 

Ayşe Üner Kutlu, Sibel Erdamar

Galeri kurmaya nasıl, neden karar verdiniz?

SE: Benim asıl mesleğim anestezi doktorluğu ve aslında aktif olarak da mesleğimi on beş senedir yapıyorum. Ancak sanata olan ilgim ve gerek yurtiçi, gerek yurtdışında aldığım kısa süreli sanat eğitimlerinin ardından Işık Üniversitesi’nde yaptığım Sanat Kuramı ve Sanat Eleştirmenliği Yüksek Lisans programı sürecinde bu işi yapmak istediğime karar verdim. Ayşe ile çocuklarımızın aynı okulda okumaları vesilesi ile tanıştık. Onun da aynı işi yapmak istemesi benim için itici bir güç oldu.

AÜK: Ben de Güzel Sanatlar Dramaturji bölümü mezunuyum ve galericilik hep yapmak istediğim bir işti. Sibel ile tanışmak ve şu anda galerimizin olduğu bu mekanı bulmak süreci hızlandırdı. Çocuklarımızın da okulunun bulunduğu, İstanbul’un sanatsal ve tarihsel içeriğini koruyarak gün geçtikçe gelişen Tomtom Mahallesi’nde bir sanat galerisi olarak bulunmak büyük bir ayrıcalık.

 

KRANK Art ismi nereden geliyor?

SE&AÜK: KRANK milinden geliyor. Bir motorun olmazsa olmaz parçası. Dengenin sembolü bir noktada. Sanat ve hayat bağlamında da aynı ilişkiden söz edebiliriz. Ayrıca bu ismin dinamik etkisi galerimize de bir misyon yüklüyor bir yandan.

 

KRANK Art Gallery’nin misyonunu anlatır mısınız? Özellikle teknoloji kavramına dair boyutundan söz edebilir misiniz?

SE&AÜK: Sanat tarihinde galerilerin konumuna baktığımızda sanatın gelişimi ve sanat akımlarının tarihteki yerini almasında bu mekanların birinci derecede rol aldıklarını görüyoruz. Bir galerinin en önemli misyonunun dönemin ortak beğenisine uyan, satılabilir işleri sergilemek yerine yeni ve dönemin çağdaş sanat akımlarının başarılı sanatçılarını temsil ederek, onların kendilerini ve sanatlarını anlatabilmelerine imkân tanımak olduğunu düşünüyoruz. Sanatın bu dönemde toplumların sosyolojik, bilimsel ve teknolojik gelişimini izlemesi kaçınılmaz. Bizim de öncelikli hedefimiz sanatın geldiği bu noktayı olabildiğince fazla insana ulaştırarak sanatın tarihsel akışına katkıda bulunmak.

 

Sergi programınızda ağırlıklı olarak nasıl sanatçılar ve sanat formları yer alacak?

SE&AÜK: Sanat özünde yeni bir alan açma edimi ve bize açtığı bu yeni mekanda varoluşumuzu sorgulama imkanı tanıyor. Günümüz sanatçıları bu doğrultuda kendilerini ifadede çok farklı medyalar kullanıyorlar. Bu noktada, kullandıkları farklı teknik ve araçlarla sanatın en büyük gücü olan görünmeyeni görünür kılmak başarısını elinde tutan sanatçılarla çalışacağız. Bu konudaki en büyük yardımı bir sene boyunca sergilerimizin küratörlüğünü yapacak olan Ali Akay’dan alıyor olacağız.

 

Belli bir fiyat aralığınız ya da emerging, established vb çerçeveleriniz var mı?

SE&AÜK: Bu konuda birinci önceliğimiz sanatçı-galeri ilişkisinde standartlarımızı uluslararası ölçeklerde belirlemek. Fiyat aralığımızı sanat eseri bağlamında sıradan bir tüketim malzemesi gibi belirlemek mümkün değil. Bunu sanatçımızla birlikte belirlemek durumundayız. Ama her sergide sanatçının farklı fiyat aralıklarında işlerini sergilemeye özen gösteriyor olacağız.

 

Ali Akay ile yollarınız nasıl kesişti?

SE: Sanat Kuramı yüksek lisansımın tez aşamasında kendisiyle tanışma olanağı buldum. Tezimde kitaplarından yoğun olarak faydalanmaktaydım. Tanıştığımızda galeri açma projemden bahsedince bana yardımcı olabileceğini söyledi. Çağdaş sanat alanında böyle bir duayenle çalışmak bizim için büyük bir fırsat oldu.

 

Vadim Fishkin’in sergisi nasıl tepkiler aldı? Sonuçlardan memnun musunuz?

SE&AÜK: Bu sergi bizim için pek çok şeyin ilki olmasına rağmen sanatçımızın ve küratörümüzün profesyonellikleri yaptığımız işe yansıdı. Güzel bir açılış ve sonrasındaki ziyaretlerde aldığımız tepkiler bizim için çok motive edici oldu. Sanatçımızın her bir işi kullandığı minimal teknoloji ile beraber bir çok kavramı içinde barındırıyor ve sorgulamaya açıyor. Galerimizin espası da her biri son derece dinamik ve eğlenceli bu işleri sergileme aşamasında izleyiciye sürprizler sunarak farklı bir deneyim sağlıyor. İzleyiciye işleri anlatmak ve tepkilerini gözlemlemek gerçekten çok keyifli.

 

Türkiye’de ya da dünyada kendinizi yakın hissettiğiniz, örnek aldığınız veya beğeniyle izlediğiniz galeriler hangileri?

SE: Paris’te özellikle Marais bölgesindeki galerileri yakın takip etme olanağı bulduğumdan Marian Goodman ve Emmanuel Perrotin her sergisini merakla beklediğim galeriler. Gelecekte de onlarla ortak sergi yapmak hedeflerimiz arasında.

AÜK: Şu anda işlerini sergilemekte olduğumuz Vadim Fishkin’i temsil eden Gregor Podnar’ın çizgisini çok beğeniyorum. Galerie Buchholz, Marian Goodman, David Zwirner ilgiyle takip ettiğim galerilerden birkaçı.

 

Galeri açmak için çok zor bir dönem seçtiğinizi söylemek gerek. Bu konuda neler söyleyeceksiniz? Sizce Türk çağdaş sanat piyasası şu anda özellikle ekonomik ve jeopolitik koşullar nedeniyle yaşadığı dar boğazdan nasıl çıkacak, çıkabilecek mi? Siz kendinizi bu resmin neresinde görüyorsunuz? Nasıl bir fark yaratmayı hedefliyorsunuz?

SE&AÜK: Açıkçası işin “business” tarafını düşünmek motivasyon kırıcı bu dönem için. Biz işin daha romantik kısmında vizyonumuzu korumaya çalışıyoruz. İyi sanatçılarla çok severek yaptığımız bu işi yaparken onların eserleriyle kurduğumuz duygusal bağı izleyenlere de kurdurabilirsek zaman içinde mekanımızın sürekliliğini sağlayacağımıza inanıyoruz.

 

Vadim Fishkin Çalışmalarınızda günlük malzemeler kullanıyor ve onları alışılmışın dışında senaryolar içinde sunuyorsunuz. Bu nasıl başladı? Esin kaynağınız neydi?

Gözlem, tahmin etmeye çalışmak, geleneksel kullanımların ve alışkın olduğumuz açıklamaların arkasındaki olguları, anlamları anlama ve keşfetme çabası. Ortada olan yanıtlar her zaman görüşü engeller. Bu, bir şekilde Brecht’in ‘yabancılaşma’ etkisi kavramına benzer; başka bir deyişle, araya mesafe koymak, aynı madde içindeki diğer olanakları görmek amacıyla nesneden uzaklaşmak, ya da Rus teorisyen Viktor Shklovsky’nin adlandırdığı gibi “ostranenie” teorisi (“tuhaf hale getirmek” ya da yabancılaştırmak). İlk yaklaşım belli bir mesafeden bakmayı içerir; ikinci olanak ise ‘hacking prensibi’ diye anılır ve bir şeyin içinde (gizli) olan olanakları keşfetmek anlamına gelir. Örneğin teknolojide alternatif olanaklar her zaman vardır, oysa bazen aygıtların genel kullanımını yönlendirmek amacıyla mühendislik firmaları tarafından bilinçli olarak gizlenirler. Benim işlerim arasında buna basit bir örnek “Moving Stars”, saç kurutma makinesi ve ampul; her ikisinin de gayet net pratik işlevleri var ve ben onların oldukça farklı bir amaç için buluşmalarını sağlıyorum.

 

Aynı zamanda sahne tasarımı ile uğraşıyorsunuz. Bunu bir serginin küratörlüğüne benzetebilir miyiz? Bu deneyim işlerinizin bu denli performatif olmasının nedenlerinden biri sayılabilir mi? Çalışmalarınızı performatif olarak nitelendirebilir misiniz?

Sahne tasarımını küratörlüğe benzetebilir miyim bilmiyorum. Küratörler genellikle sahne tasarımcısı yerine yönetmenle (rejisör) karşılaştırılırlar. Ancak benim sahne tasarımı yaklaşımımda çabam her zaman “bir mekanı yönetmek” üzerine olur ve bu, eylem için bir miktar olanak yaratır. Ancak sanat eserlerinde zaten daha bağımsız sistemler söz konusudur ve bunlar kendi içlerinde bir bakış ya da zaman zaman izleyicinin yapıtı tamamlamaya yönelik bir “eylemi” biçiminde birtakım performatif ögeler zaten bulundurabilirler.

 

RANK Art ile çalışmanız nasıl gerçekleşti? KRANK Art’in fiziksel mekanıyla ilgili deneyiminiz serginin son aşamasını nasıl biçimlendirdi?

Çalışmamız küratör Ali Akay’ın davetiyle başladı ve işlerimi okuma biçimi konusunda son derece mutluyum. Yaklaşımı benim için de yeni bir bakış açısı yarattı. KRANK Art’in fiziksel mekanıyla çalışmak da güzel bir sürpriz oldu, hiç bu kadar küçük bir alanda bu denli yoğun iş sergilememiştim; ancak tam da bu nedenle sonuç işler arasında çok yönlü bir diyalog türü oluşmasını sağladı ve bu da yeni bir yaklaşıma hayat verdi.

 

Doğru zamanı ve yeri bekleyen rüya projeniz?

Evet, böyle bir projem var ve doğru zaman için epeydir bekliyor. “What’s on the Other Side?” adlı işimin önemli bir aşaması; burada Yerkürenin diğer tarafından bir metrekarelik bir replika heykel yapıyorum (antipod). Tanımı gereği bu antipod, Yerkürenin tam karşıt tarafında yer alıyor, dünyanın tam merkezinden geçen hayali bir doğrunun diğer ucunda. Bu projeyi Ljubljana, Paris ve Şanghay’da olmak üzere 3 yerde gerçekleştirdim, ancak gerçekten yapmak istediğim Antipod Adaları’nın antipodunu yapmak; bu adalar Pasifik Okyanusu’nda yer alıyor ve ‘karşıt’ noktaları Fransa’nın kuzeyinde bulunuyor. Bu çalışma, doğru yer zaten tanımlanmış olduğundan doğru zamanı bekliyor.

 

Kaynak: SANATONLINE

Link: http://sanatonline.net/guncel-sanat/krank-bizlerle

 

0