Krank Art Gallery | basin_TR
19169
paged,page,page-id-19169,page-template,page-template-blog-large-image,page-template-blog-large-image-php,paged-6,page-paged-6,ajax_fade,page_not_loaded,,select-theme-ver-2.4,wpb-js-composer js-comp-ver-5.0,vc_responsive

GÜNEŞ TERKOL “DÜNYADAN BİR IŞIK GEÇTİ: HEY BEKLE!” Sergisi 15 Aralık – 18 Şubat

KRANK Art Gallery, Ali Akay küratörlüğünde gerçekleştireceği yeni sergisi “DÜNYADAN BİR IŞIK GEÇTİ: HEY BEKLE!” ile Paris’te Cité des Arts’da atölye çalışmalarına devam eden başarılı genç sanatçı Güneş Terkol’u ağırlıyor. İnce ve geçirgen çalışmaları bizi nerdeyse bir “masallar dünyasına” sokarak bir yandan masallar gibi uçucu diğer yandan ise inandırıcı bir tutum sergileyerek izleyiciyi bir büyü dünyasının içinden geçen bilmece bulmacaya dahil ediyor.

 

Dikiş, video, desen ve sesi kullanarak cinsel kimlikler arası ilişkileri konu alan işler üreten sanatçı için çalışmak; içine atıkları, çelişkileri ve birliktelikleri alan bir ilişkidir. Çalışmaları, yaşadığı yer bulunduğu sosyal koşullar, karşılaştığı imgeler, kendi kişisel tarihi ve bulduğu materyaller ile şekillenmektedir. Çalışmalarında kendisini motive eden, onun açısından uyum içeren işaretlerin, hikayelerin, kelimelerin, hayallerin peşine düşüp onlardan yeni kurgular üretmektir. Bu doğrultuda yeni bir işe başlarken, eski defterlerindeki notlara, çizimlere, biriktirdiği kumaşlara ve fotoğraflara bakar.

Boyamanın ötesinde ifade teknikleri arayan sanatçı topladığı kumaş parçalarını bu amaçla kullanır. Sanatında ağır, hantal ve pahalı olandansa ekonomik, tesadüfi, kolay taşınabilir ve sanatçıya nefes aldıran araçları kullanmayı tercih eder.

Dikişle ve direkt kumaşı boyayarak oluşturduğu siyah konturlarla müphem bir zaman ve mekanın figürlerini yaratırken bu içeriği boşaltılmış, kimi zaman hayvansı insan figürleri ile başı ve sonu belirsiz kalan hikayeler ortaya koyar. Terkol’un adeta soyut olarak temsil ettiği figürler, insanlar ve objeler, kumaşın ‘gerçek’liği ve kumaşı görmeye alıştığımız durumlarla birleştiğinde sanatçının çalışmaları tanıdığımızı zannettiğimiz bir objeyi yabancılaştırır. Bu yabancılaşmaya kullandığı kumaş üzerine dikiş tekniği ile; imgelerle, imgelerin temsil edildiği görsel form arasında oluşan farklı bir gerilim eklenir. Kadın olmakla ilişkilendirilen dikiş dikme eyleminin, kurgusal imgeler yaratmak için araç olması, dekoratif ve ‘feminen’ olarak düşünülen kumaşın beklenmedik kullanımı, sanatçının kendi cinsiyeti ve cinsiyetinin toplumdaki yeri ile ilişkisini sorguladığına işaret etmektedir.

 

DÜNYADAN BİR IŞIK GEÇTİ: HEY BEKLE !

 

Masallarda olduğu gibi; eserler, rüzgarların estiği, yağmurların yağdığı, şimşeklerin çaktığı, cinler ve perilerin uçuştuğu ya da yılan gibi süründüğü bir his dünyasına ait olarak durmaktalar. Karanlık ve aydınlık arasındaki diyalektik ilişkilerde ancak görünürlük kazanan ve bazen de görünürlüklerini yitiren canlı olmayan ama yaşayan varlıklar olarak cinler; Güneş Terkol’un masallar dünyasında erkek ve kadın cinler olarak ayrılmaktalar. Gözden kaçırmamamız gereken hikayeler ve masalların bizi götürüp de düğümünü bağladığı yerin yine bir ahlak sorunu olarak karşımıza çıkıyor oluşudur. Güneş Terkol’un eserlerindeki hikayeler bizim dünyamıza ait olarak işlenmişlerdir bir nakış gibi. Soyutlaştırılan figürler her biri görünür ve bir o kadar da figüratif olarak karşımıza geçmiş bizi onlara bakmaya sevk etmektedir, çekici oldukları kadar sevimli bir uçuculuk ve tuhaflık taşımaktadırlar kendi maddi malzemelerinde.

Salman Rüşdi’nin “İki sene sekiz ay ve yirmi sekiz gece” romanında; 12. yüzyılda yaşamış filozof İbn Rüşd’ün peri kızı Dünya’ya aşık olup hayatının son zamanlarında, Sevilya kadılığından uzaklaşıp, dönme Yahudilerin asıl kimliklerini sakladıkları bir şehre gitme hikayesine benzer bir hikayenin kahramanı gibi eserlerin kahramanlarının olduğu bir şehrin ortasındayız sanki! “Bu şehir neresi?” diye sorulduğunda; elbette, içinde yaşadığımız şehirden başkası aklımıza gelmeyecek. Neresinden bakarsak bakalım sermayenin sisteminin değişime soktuğu bu şehirde peri masallarına yer olmaz gibi görünse bile sanatın dünyasında Dünyalar hep var olacaklar.

 

Güneş Terkol Hakkında

 

Kollektif üretimin, ortaklaşa çalışmaların ve ortak bir amaçla bir araya gelişlerin de çok önemli olduğuna inanan sanatçı 2005 yılından beri bireysel çalışmalarının yansıra Ha Za Vu Zu sanat kolektifi ile de üretimler yaptı. Ha Za Vu Zu üyesi 3 sanatçı: Oğuz Erdin, Güçlü Öztekin, Güneş Terkol’un yeni grubu GuGuOu ile performanslarına devam ediyor. Halen Paris’te Cité des Arts’ta sanatçı programında olan Terkol’un işleri son olarak 32. Sao Paulo Bienali’nde ve Manhattan Loft Gallery Londra’da “All Fun and Games until gets burnt…” grup sergisinde görüldü.

 

Sanatçı Programları; 2013 ISCP, New York, 2011 OrganHaus, Chongqing, 2010 Gasworks, London

Solo Sergiler; 2015 LISTE, The Young Fair Basel, 2014 “Holographic Recording” NON Gallery Istanbul, 2012 Frieze Frame, Frieze Art Fair London, 2012 “The Main Forces That Stir Up Action” NON Istanbul, 2008 “No Ceremony for Transition” Apartment Project Istanbul

Grup Sergileri; 2016 “O zaman renk!” Artnivo Istanbul, 2015 “Passion, Joy, Fury” MAXXI, National Museum of XXI Century Arts Roma, 2015 “Stay with me” Depo Istanbul, 2014 10. Gwangju Bienali Kore, 2013 “Better Homes” Sculpture Center New York, 2013 Whitechapel Gallery Londra (Ha Za Vu Zu ile beraber), 2012 “Who told you so?! #4 Truth vs. Family” Onomatopee Eindhoven, 2012 “Signs Taken in Wonder” MAK Viyana, küratörler: Simon Rees ve Bärbel Vischer, 2012 “What a Loop” Berlin (Ha Za Vu Zu ile birlikte), 2011 “Dream and Reality” Istanbul Modern Istanbul, 2009 10. Lyon Bienali, (Ha Za Vu Zu ile birlikte), küratör: Hou Hanru, 2009 “BREADWAY, Urban stories: The X” Baltic Triennial of International Art Vilnius (Ha Za Vu Zu ile birlikte), 2007 10. İstanbul Bienali, küratör: Hou Hanru (Ha Za Vu Zu ile birlikte), 2007 “sobe!” Bilsar Istanbul, küratör: Leyla Gediz, 2007 “We Are Getting Vocalized” Galerist Istanbul (Ha Za Vu Zu ile birlikte),

0

“TARİHSEL KARŞILAŞMALAR” Sergisi 23 Eylül – 19 Kasım

KRANK Art Gallery Yeni Sezonu “Tarihsel Karşılaşmalar” Sergisi ile Açıyor!

 

İlk sergisinde sanatsal ifade aracı olarak teknolojiyi, ikinci sergisinde ise bitkilerin gizemini sunarken; bu kez de Roman Uranjek ve Radenko Milak’ın anların rastlantısallığını irdeledikleri laboratuvarlarını, Ali Akay küratörlüğünde galeri mekanına taşıyor.

 

IRWIN grubunun kurucularından ve sanatçılarından Roman Uranjek ve Radenko Milak’ın ortak projesi DATES, Milak’ın “365 Images of time” serisi ve Uranjek’in “At least one cross a day after 1.1.2002” projelerinin ustaca ve spontan bir şekilde bir araya gelmesinden oluşuyor. Milak’ın bir yıldır, Uranjek’in ise 13 yıldır devam eden projelerinde; subjektif vesaplantılı zaman kayıtlarından yola çıkarak oluşturdukları günlükler prensibine göre çalışmışlardır. Birbirlerinin işlerine olan ilgileri, objektif zamanı ve tarihi zamanı algılama ve anlamadaki sanatsal yaklaşımlarının benzerliği sonucu gelişir ve somut bir işbirliğine dönüşür.

Projedeki ikilinin özerk çalışmalarının biçimsel olarak yan yana yerleştirilmesinden oluşan birleşik prezantasyonlarda, tarih yeniden yorumlanır. Tasarım süreci Milak’ın suluboya işlerinin seçilmesiyle başlar. Daha sonra Uranjek devreye girer ve Milak’ın suluboya çalışmalarını tarihlerine göre kendi çalışmalarından aynı tarihte olanlarla eşleştirir. Uygun eşleşmeleri yaparken tarihler aynı, yıllar ise farklıdır. Olayların ve motiflerin böyle irrasyonel düzeyde yanyana getirilmesiyle, lineer zaman çizgisi yorumunun dışında, gerçek dışı bir zaman ve mekanda, yaşanmamış bir tarihin sunumunu yaparlar.

Tarihsel Karşılaşmalar

Ali Akay küratörlüğünde gerçekleştirilen “Tarihsel Karşılaşmalar” sergisinde, iki sanatçının son dönem çalışmalarındaki kavramsal yaklaşım sunulmaktadır. Her ikisinin de ilgi odağı olan medya dünyasının sanat dünyasıyla kesiştiği anların tuhaflığı yan yana getirilmektedir. Her tarih bir olayı, ve yan yana gelerek “dünyayı sarsan” olayları göstermektedir. Bazen aynı tarihlere rastlayan, ama olan olaydan yıllar sonra tekrar gerçekleşen ve “orada ne oldu” sorusunu soran bir tarihsellik sunarlar. Bu anlamda, iki sanatçının ortak çalışmasında eserler ve olaylar birbirleriyle karşılaşmaktadır.

Karşılaşmaların insanlık tarihinin en önemli anları olduğu düşünüldüğünde, önümüze konulan tarihlerle ortaya çıkan karşılaşmalar iki olayın, iki insanın rastlaşmalarına ait olarak durmaktadır. Bir bakıma Laurel ve Hardy, Deleuze ve Guattari karşılaşmaları gibi. Bu karşılaşmalar Mayıs 1968’de başka karşılaşmalara doğru yol almıştır ve bir anlamda tarih-aşırıdır.

Tarih, asla olaylar dizisi olarak görülemez. İki sanatçının bize göstermekte olduğu gibi, sanatın kendisi tarih-aşırılığın önemli göstergelerinden biri olarak durmaktadır; örneğin 2 Ekim 1968’de Duchamp’ın ölümü, Roman Urajnek’in kendi portresinden oluşturduğu maskeli bir kahraman ile çakışmaktadır. Duchamp’ın kafasının üzerinde kazınmış yıldız ile Malevich’in kara haçının ardında duran sanatçı portresi tarihsel bir karşılaşmadan başka ne olabilir ki? Olsa olsa başka bir kurgu olabilir. Bu da sanatsal kurgunun kendisidir.

Sergi, iki sanatçının tarihsel karşılaşmalara verdiği değerlerin rastlantısallığı üzerine odaklanmaktadır. Aslında her rastlantı bir gereklilik değil midir? Jacques Monod’nun (1910-1976) 1970 yılında yayımlanan Rastlantı ve Gereklilik adlı meşhur kitabının bize biyolojik olarak verdiğini Milak ve Uranjek sanatsal olarak sunmaktadır. Monod’nun kitabı Demokritos’dan bir alıntıyla başlar: “Evrende mevcut olan her şey rastlantının ve gerekliliğin meyvesidir”. Yani genetik kodlar biyolojinin meyvesi olarak durmaktadır. O halde, tarihsel rastlantılar? Bunlar serginin tuhaf göstergelerinde okunacaktır.

Benzer düşünce yapısındaki sanatçıların iki proje arasındaki diyaloğu ve zamanın doğası ve tarihsel hafıza arasındaki ilişkiyi ortaya koymak için paylaştıkları bir laboratuvar olan “Tarihsel Karşılaşmalar”, 19 Kasım’a kadar izlenebilir.

 

DATES, Radenko Milak & Roman Uranjek 2015, June 30, 1972 Oppening, Documenta Kassel, 50x72   DATES, Radenko Milak & Roman Uranjek, 2015, (December 10, 1941, After Pearle Harbor, vandal cut down four of DC, Jappanese cherry tress) 50x100 cm   DATES, Radenko Milak & Roman Uranjek, 2015, April 12, 1961, Yuri Gagarin become firt man in the space) 36x100 cm

 

RADENKO MILAK

1980 yılında Travnik, Yugoslavya’da doğan sanatçı Bosna Hersek’te yaşıyor ve çalışıyor. Almanya, İsviçre, Slovenya, Fransa, Sırbistan, Bosna Hersek, Avusturya başta olmak üzere 30’dan fazla solo ve karma sergi projesine katıldı. 2014 yılında 4. Çanakkale Bienali’nde “Çok Yakın Ama Yine de Çok Uzak” isimli 33 suluboya resimden oluşan bir yerleştirmesi yer aldı.

Almanya, Fransa ve Bosna Hersek’in önemli koleksiyonlarında yer alan Milak aynı zamanda Bosna Hersek’te Center for Visual Communication Protok ve International Biennial SpaPort direktörlüğü yaptı. Halen Brüksel’de Boghossian Foundation, Darmstadt’ta Kunsthalle Darmstadt, Bükreş’te National Museum of Contemporary Art’ta (MNAC) sergileri devam etmektedir.

ROMAN URANJEK

1961 Trbovlje, Slovenya’da doğan sanatçı Ljubljana, Slovenya’da yaşıyor ve çalışıyor.

1983’te kurulan IRWIN Group’un kurucusu ve üyesidir. Ljubljana’da (Slovenya) kurulan oluşum yine Yugoslavya topraklarında tasarım departmanı “Novi Kolektivizem” ve sanatçı kolektifi “Neue Slowenische Kunst (NSK)” oluşumunda da önemli rol aldı. IRWIN, 1980’lerde ağırlıklı olarak resimsel projelerinde belirli bir görsel dil oluşturulmasının ardından 90’lardan itibaren “Batı Modernizmi”nin sanat tarihini, “Doğu Modernizmi”nin “retro avangard”ı ile karşılaştırarak eleştirel bir inceleme yapar.

Radenko Milak ve Roman Uranjek 2015 senesinden itibaren Duplex100m2 – Saraybosna, Museum of Contemporary Art Zagreb, Galerija Matice Srpske – Novi Sad, Cankarjev dom – Ljubljana’da DATES ortaklıkları kapsamında sergiler gerçekleştiriyor.

0