Krank Art Gallery | basin_TR
19169
paged,page,page-id-19169,page-template,page-template-blog-large-image,page-template-blog-large-image-php,paged-3,page-paged-3,ajax_fade,page_not_loaded,,select-theme-ver-2.4,wpb-js-composer js-comp-ver-5.0,vc_responsive

GÜNEŞ TERKOL “EVİM KALBİMDİR” 2 – 18 Kasım 2017

KRANK Art Gallery, ‘Evim Kalbimdir’ ile Güneş Terkol’u konuk ediyor. Terkol’un Art Night Londra için hazırladığı ve Türkiye’de ilk defa sergilenecek pankart projesi ve projenin dokümantasyonu 18 Kasım Cumartesi gününe kadar galeride görülebilecek. Ayrıca Bige Örer, 13 Kasım Pazartesi, proje kapsamında Güneş Terkol ile bir sanatçı konuşması gerçekleştirecek.

Londra’da yılda bir kez gerçekleştirilen çağdaş sanat festivali Art Night, her yıl önde gelen kültürel kurumlardan biri ve beraberinde bir küratörü Londra’nın sıra dışı bir bölgesine davet ederek, o bölgenin tarihi, kültürü ve mimarisini inceleyen bir proje başlatıyor. Bu yıl 1 Temmuz’da Doğu Londra’da gerçekleştirilen Art Night, Fatoş Üstek küratörlüğünde Whitechapel Gallery işbirliği ile gerçekleştirildi. Türkiye’den projeye davet edilen Güneş Terkol’a Londra’da katıldığı bir aylık sanatçı konuk programının ardından Art Night için yeni bir çalışma siparişi verildi. Terkol’un sosyal bir angajmanın pratiği şeklinde gelişen 7. Pankart projesi olan Evim Kalbimdir için farklı gruplardan katılımcılar sanatçıyla işbirliği içine girdiler. Terkol, Middlesex Street Estate sakini bir grupla çalıştı. Londra’da göçmenlere tahsis edilmiş iki konuttan biri olan Middlesex Street Estate 1965- 1970 yılları arasında Londra Mimarlar Birliği tarafından inşa edilen, içinde oyun alanları ve garaj bulunan ve konut sakinlerinin katkısıyla da peyzajı gerçekleşmiş bir avlunun etrafını çevreleyen 23 katlı bir bloktan oluşuyor. 270 adet mülk barındıran binanın %70’i farklı azınlıklar tarafından birkaç jenerasyondur sosyal konut olarak kullanılıyor.

Katılımcılar gerçekleştirdikleri bir seri dikiş atölyesi sonucu 200 x 300 cm ölçülerinde “Home is My Heart / Evim Kalbimdir” isimli büyük ölçekli bir pankart ürettiler. Güneş Terkol’un tasarladığı zeminin üzerine işlenen pankart, her bir sahnesiyle semt sakinlerinin ümitlerinin, düşlerinin, bulundukları çevre ve komşuları ile olan ilişkilerinin duygu ve emek dolu şiirsel anlatımını gözler önüne seriyor. Ortaya çıkan çalışma Londra Metropolitan Üniversitesi’nin altı okulundan biri olan Sir John Cass School of Art, Architecture and Design (The Cass) binasının camında sergilendi.

Proje kapsamında bir de görsel-işitsel performans gerçekleştirildi. Bölge sakinlerinin katılımıyla oluşturulan ve ‘Kuş Bandosu’ ismi verilen gezici koro; kuş düdükleri çalarak pankart ile beraber şehirde dolaştı.

Projenin bir diğer heyecan verici yanı da pankartın City of London Cooperation’ın katkılarıyla 4 m x 12 m ölçülerinde büyütülerek Middlesex Street Estate’in dış duvarında kalıcı bir duvar resmi haline getirilmesi oldu.

Proje kapsamında ayrıca Terkol’un 2010 yılında yarattığı ‘Arzu Yalayıp Geçti Bandosu’ serisi sergilendi. Birbirinden farklı ve çeşitli sosyal sınıflara mensup 27 kurgusal karakteri canlandırdığı gerçek boyutlu seride yer alan her karakter, toplum içinden bir bireyi temsil ederken, yan yana gelmeleriyle sahip oldukları toplumsal kimlik vurgulanıyordu. “Arzu Yalayıp Geçti Bandosu”nun “Evim Kalbimdir” ile beraber Art Night kapsamında The Cass binasının camlarında sergilenmesi toplumsal bir aradalığın ahengini farklı zamanlarda yaratılmış iki ayrı bandoyla vurgulamıştı.

“Benim için pankart önemli bir kavram çünkü insanlar bir olayı protesto etmeye başlamadan önce toplanıp pankartlarını yaratırlar çünkü bu süreç onlara bir yandan da düşüncelerini, politikalarını tartışma olanağı sunar” diyen Güneş Terkol’un bulunduk materyallerle, özellikle yumuşak dokulu malzemelerle gerçekleştirdiği işleri sanatçının kişisel tarihi, çevresi, ilişkileri ve karşı karşıya geldiği toplumsal koşullarla şekillenir. Kullandığı müphem karakterler, başı sonu belirsiz, anlatıcısı olmayan bir hikayenin kahramanlarıdır. Bu hikayeler dikişli eserlerinde, skeçlerinde, kimi zaman da müzikal performanslarında karşımıza çıkar.

Güneş Terkol’un “Evim Kalbimdir”  ile beraber yedi pankart projesi bulunuyor. Çin’den Antakya’ya; İstanbul’dan Berlin’e kadar farklı coğrafyalarda düzenlediği atölye çalışmalarının sonucu ortaya çıkan pankartlar bu farklı coğrafyalarda yaşayan kadınlar, göçmenler, gençler, vb. kesimlerin hayalleri, korkuları, gelecek kaygıları, güncel durumlarını bir anlamda resmediyor.

Güneş Terkol Hakkında

Kollektif üretimin, ortaklaşa çalışmaların ve ortak bir amaçla bir araya gelişlerin de çok önemli olduğuna inanan sanatçı 2005 yılından beri bireysel çalışmalarının yanı sıra Ha Za Vu Zu sanat kolektifi ile de üretimler yaptı. Ha Za Vu Zu üyesi 3 sanatçı: Oğuz Erdin, Güçlü Öztekin, Güneş Terkol yeni grupları GuGuOu ile performanslarına devam ediyor. 2016’da Paris Cité des Arts’ta sanatçı programına katılan Terkol’un işleri son olarak 32. Sao Paulo Bienali’nde ve Manhattan Loft Gallery Londra’da “All Fun and Games Until Someone Gets Burnt…” grup sergisinde görüldü.

Sanatçı Programları; 2013 ISCP, New York; 2011 OrganHaus, Chongqing; 2010 Gasworks, Londra

Solo Sergiler; 2015 LISTE, The Young Fair Basel; 2014 “Holographic Recording” NON Gallery İstanbul; 2012 Frieze Frame, Frieze Art Fair Londra; 2012 “The Main Forces That Stir Up Action” NON İstanbul; 2008 “No Ceremony for Transition” Apartman Projesi İstanbul

Grup Sergileri; 2016 “O zaman renk!” Artnivo İstanbul; 2015 “Passion, Joy, Fury” MAXXI, National Museum of XXI Century Arts Roma;, 2015 “Stay with me” Depo İstanbul; 2014 10. Gwangju Bienali Kore; 2013 “Better Homes” Sculpture Center New York; 2013 Whitechapel Gallery Londra (Ha Za Vu Zu ile beraber); 2012 “Who told you so?! #4 Truth vs. Family” Onomatopee Eindhoven; 2012 “Signs Taken in Wonder” MAK Viyana, Küratörler: Simon Rees ve Bärbel Vischer; 2012 “What a Loop” Berlin (Ha Za Vu Zu ile birlikte); 2011 “Dream and Reality” İstanbul Modern İstanbul; 2009 10. Lyon Bienali, (Ha Za Vu Zu ile birlikte), Küratör: Hou Hanru; 2009 “BREADWAY, Urban stories: The X” Baltic Triennial of International Art Vilnius (Ha Za Vu Zu ile birlikte); 2007 10. İstanbul Bienali, Küratör: Hou Hanru (Ha Za Vu Zu ile birlikte); 2007 “sobe!” Bilsar İstanbul, Küratör: Leyla Gediz; 2007 “We Are Getting Vocalized” Galerist İstanbul (Ha Za Vu Zu ile birlikte)

0

ROMAN URANJEK “ROOM FOR AN IMAGE” EXHIBITON SEPTEMBER 8TH – OCTOBER 28TH

In his second exhibition at KRANK Art Gallery, Roman Uranjek presents works from a project that he had started on 1.1.2002 – when the Euro was introduced as the currency of the European Union – and continued uninterrupted for 15 years. The exhibition consists of posters, prints, books and collages.

On January 1st, 2002, the day when the Euro became the official currency of the European Union, Roman Uranjek drew his first cross intervention on the European currency Euro, and launched the project titled “At Least One Cross A Day After 1.1.2002”. His works with a Cross on surfaces that relate to the history of art seem to belong to a humanistic and symbolic, pre-Christian and post-Christian iconography. Much has been talked about the symbolism of the Cross until today, and in fact, not only Medieval Gothic art, the Renaissance and post-Renaissance art history, but also the history of modern art, especially since Malevitch, has been preoccupied with this icon. Roman Uranjek is also using the same icon, but the originality of the artist’s idea arises from the fact that the sensibility of the crosses he draws as interventions on found pages induce a mirror effect. Consequently, the objects and found objects overstep their “material presence” and generate their own “image presence”, as the image is a sensibility pertaining to art. The “image presences” transform their iconified state into “art image presences”, reifying their “aureoles” in images. In this sense, the surfaces that Uranjek uses, as mediums with mirroring effects, distance the image presence from the material presence, and show that they have their separate places.

As a sign, the cross is a simple form consisting of two lines perpendicular to one another. It is one of the earliest symbols used in the history of humanity, and it appears at various stages of the cultural development from prehistory to the present day. Its presence in history is quite diverse; sometimes it appears merely as an ornament, sometimes as a determiner of identity, and at other times as a symbol of obsession, faith or veneration. In numerous caves in Europe various carvings where the form of the cross was used have been found, and subsequently, the same form was used by many religions, especially by Christianity. The fundamental symbol of Christianity, the cross, acts as a reminder of the crucifixion of Jesus, and is the representation of salvation from pain and death. It is a symbol of God’s love for the humankind who managed to prevail over sin and death through the sacrifice of His Son; through the resurrection of Jesus, the humankind has triumphed over death. In a sense, the cross is the symbol of life and eternity.

Setting out with the principle of producing a work every day, and affected by the religious, mythological, erotic, and every other symbolic meaning of the cross, the artist examined the integration of the cross, as a universal motif, into everyday life. Books, magazines, photographs, and flyers have all become materials to work with for Uranjek, and through an artistic intervention made by drawing his own cross on these he has introduced a different meaning to what was represented earlier. In his works on books, he compiles the principal figures of the history of art, and through collages, he effectively produces a reinterpretation of the history of art. By placing a cross on a reproduction of a work of art from art history, or on a reproduction of a material from the printed press, he alters the given visuality of the image, also effecting a semantic transformation. The main point is the defining of two separate elements in a single work; the elements of template-copy and intervention-original in the domain created by the artistic intervention. In this project, set out on the principle of a work a day, through a regular and obsessive creative process, Uranjek reveals an artistic act that does not let a day go by without at least drawing a line.

About Roman Uranjek

Born in 1961, in Trbovlje, Slovenia, the artist lives and works in Ljubljana, Slovenia.

He is one of the founders and a member of the IRWIN Group, established in 1983. The initiative founded in Ljubljana (Slovenia) was instrumental in the establishment of the design department “Novi Kolektivizem” and the artists collective “Neue Slowenische Kunst (NSK)” in Yugoslavia. After establishing a specific visual language in its predominantly pictorial projects in the 1980s, IRWIN focused on a critical comparative review between the art history of “Western Modernism” and the “retro-avant-garde” of “Eastern Modernism” since the 90s.

The joint project “DATES”, realised with Radenko Milak, consists of a masterly and spontaneous gathering of Milak’s “365 Images of time” series and Uranjek’s project “At least one cross a day after 1.1.2002”. Their mutual interest in each other’s work developed as a result of a similarity of artistic approaches in perceiving and comprehending objective time and historical time, and eventually culminated in a concrete cooperation. Since 2015, they have exhibited this project at venues such as Duplex100m2 in Sarajevo, Museum of Contemporary Art in Zagreb, Galerija Matica Srpske in Novi Sad, the Cankarjev dom in Ljubljana, and in November 2016 at KRANK Art Gallery.

0