Krank Art Gallery | basin_TR
19169
paged,page,page-id-19169,page-template,page-template-blog-large-image,page-template-blog-large-image-php,paged-3,page-paged-3,ajax_fade,page_not_loaded,,select-theme-ver-2.4,wpb-js-composer js-comp-ver-5.0,vc_responsive

PELİN KIRCA “SİVAS” 24 Ocak – 03 Şubat 2018

KRANK Art Gallery, Pelin Kıca’nın “Sivas” adlı solo projesine ev sahipliği yapıyor. Kaan Müjdeci’nin ilk uzun metrajlı filmi olan ve 2014’te Venedik Film Festivali’nde Jüri Büyük Ödülü’nü kazanan“Sivas” Pelin Kırca’nın eserlerine de ilham veriyor. Sergide Norgunk tarafından sınırlı sayıda basılan ve sanatçı imzalı “Sivas” adlı kitabın lansmanı da gerçekleştirilecek.

KRANK Art Gallery “Sivas” sergisiyle izleyiciyi, Pelin Kırca’nın düşsel dünyasına davet ediyor. Grafikten illüstrasyona, desenden dijital tasarım, animasyon ve video sanatına dek geniş bir skalada interdisipliner üretimiyle tanınan Kırca, sergide filmin duygusal doku ve boyutundan esinli farklı ölçülerdeki suluboyalarını izleyiciyle paylaşıyor.
Filmde yaşadığı küçük köyde okulu ve arkadaşlarıyla vakit geçirmekten başka rutini olmayan 11 yaşındaki Aslan’ın hikayesi işleniyor. Aynı sınıfta okuduğu Ayşe’ye aşık olan Aslan, bir gün yaşadığı bölgede yaygın olan köpek dövüşlerinden birine denk gelir. Burada yaralı bir halde ölüme terk edilen “Sivas” isimli köpeği çevredekilerin itirazlarına rağmen sahiplenerek, başka bir canlı ile iletişim kurar. Hayatını etkileyen bu önemli karşılaşmadan itibaren bir çocuğun bu coğrafyada yaşamın zorlu yönleriyle nasıl başa çıkmaya çalıştığını izliyoruz.
Pelin Kırca da kağıt üzerine suluboya eserlerinde doğal bir atmosfer kurgusu içine yerleştirdiği öğeler ve figürlerle hikayenin aşk, arkadaşlık, dostluk, yalnızlık gibi derin ve evrensel yönlerine odaklanıyor. Belirli sahne kurgularını andıran bu eserler izleyiciye eski zaman anlatılarına eşlik eden yalın minyatür dilini anımsatıyor. Yüzeyin tamamı bir kadraj olarak kullanılarak gösterilenin, hikayenin geçtiği daha büyük bir bütünün parçasına ait olduğu izlenimi verirken, doğa ve bileşenlerinin katmanlı kurgusuyla da örtüşüyor. Ağaçlar, hayvanlar, meyveler, gökyüzü ve zemin fon olmanın ötesinde asıl öğeler gibi işlenen temalara sembolik katkılarıyla işlev kazanıyorlar.
Pelin Kırca
1982 Atlanta doğumlu Pelin Kırca, Bilkent Üniversitesi Grafik Tasarım Bölümü’nden 2004 yılında mezun olduktan sonra 2007 yılında Güzel Sanatlar yüksek lisansını tasarım alanında New York’taki School of Visual Arts’ta tamamladı. Türkiye’nin yanı sıra Amerika, İtalya, Fransa, İspanya, Japonya, İsviçre ve Portekiz’de karma sergilere katıldı. Colors gibi dergilerde desenleri yayınlanan, Memento Mori ve Reconstructing Mayakovsky adlı animasyon filmleriyle Vienna Independent Shorts, Chicago Underground, Akbank, Lucca, International Filmmor Women Festival on Wheels, Manifest, !F Istanbul gibi uluslararası festivallerde animasyonları gösterilen Kırca, kendi tabiri ile “profesyonel hayalperest”. “Yalnızca düşüncede varolan ve sanat yapıtından başka bir neticesi olmayan bu oyun, aynı zamanda düşüncenin ve sanatın gerçek olmasını ve bunların dünyanın gerçekliğini sarsmasını sağlıyor”.
İnterdisipliner çalışmalarıyla yerel ve uluslararası pek çok ödüle de layık görülen sanatçı yaşamını İstanbul’da sürdürmektedir.

0

IRMAK CANEVİ & ZEREN GÖKTAN “0 536 075 56 83” 23 Kasım 2017 – 6 Ocak 2018

KRANK Art Gallery, Irmak Canevi ve Zeren Göktan’ın “0 536 075 56 83” adlı ortak sergisine ev sahipliği yapıyor. Sergi şehir dokusunda çokça karşılaştığımız telefon numaralarından birini kendi içinde gelişen bir süreçle buluyor, isimleştiriyor ve dönüştürerek yeni bir eser haline getiriyor. Projeye adını veren bu numara aynı zamanda iki sanatçının işbirliği yaptığı tek iş olan ses enstalasyonuna* açılan bir portal niteliğinde.

Arka planda bir yıkım görülüyor. Belki bir gecede konan evler yine bir gecede yıkılmış. Eşya dolu bir kamyon var; park etmiş, kapısı açık ve önünde plastik bir sandalye… Karşı konulamayan, baskı uygulanamayan bir farklılığı koruyarak görünenin ve onun algısının tüm maceralarını taşıyan bu hurdacı kamyonunun yanındaki duvara bir de telefon numarası yazılmış: “0 536 075 56 83”.

Eserlerinde mekan olarak yaşadıkları şehri ve malzeme olarak ona ait her türlü detayı kullanan iki sanatçı, bu ortak sergide şehre sesini kıstıkları sakin bir yerden bakmayı tercih ediyorlar. Zeren Göktan’ın fotoğraflarındaki çocuklar ve Irmak Canevi’nin kahve bardaklarından yaptığı enstalasyonlar, az ötede devinen o büyük şehrin kıyısında kendilerine yer açarken aslen nereli olduklarına dair bir de ipucu veriyor. İzleyici, aynı zamanda serginin ismi olan numarayı tuşladığında, kurgulanan bu yeni dünyanın eski sesini duymaya başlıyor.

Irmak Canevi’nin “Arılar da Kafein Sever” adlı yerleştirmesi ilhamını sanatçının “Yapılan bir araştırmaya göre arılar bile güne kafeinsiz başlayamıyor.” anekdotundan alır. Malzeme olarak kaynağını ise sanatçının her sabah atölyesinde çalışmaya başlamadan tükettiği kahve bardaklarında bulur. İçleri boşalan kağıt bardaklar kesilerek, beton ve balmumu ile kaplanarak farklılaştırılır. Kahve bardağı artık bizim özgürce kullanabileceğimiz bir nesne olmaktan çok bize Canevi’nin yapıtını, o sanat yapıtının parodisini kullanabilme koşullarını sunan bir nesneye dönüşmüştür. Günümüz tüketim toplumunun hazır yapım işlevsel bir nesnesini ele alan Canevi, dekonstrüksiyon eylemiyle nesneyi yapı bozumuna uğratır. Modernizmin ustalarından Marcel Duchamp ele aldığı böyle bir hazır nesnenin dekonstrüksiyonunu izleyiciye bırakırken, Canevi bu eylemi sanat pratiği olarak bizzat kendisi gerçekleştirir ve böylece bir seri oyunla tüketim, üretime; çöp, natürmorta, yani sanat eserine dönüşür.

“Usta İşi” adlı serisinde ise Canevi kaydettiği sokak detaylarını yeniden ele alır. Sanatçı şehrin ‘gelişigüzel’, ‘kusurlu’ olarak tarif edilebilecek eklem yerlerinin fotoğraflarını alışılmadık malzeme bileşikleriyle maketleştirir. Asla estetik alanda yer alamayacak bir imge ile sanatın örtüştürülmesi eylemiyle karşı karşıya bırakır izleyiciyi. Özenle camekanlanan her bir ‘güzelleme’ yeni bir bütünün parçasını oluşturur. Yılgın bir şehir planlamacısının hayallerine sahip çıkan sanatçı farklı bir dönüşüm hikayesi önermektedir.

Zeren Göktan “Arka Bahçe” isimli fotoğraf serisinde herkesin yaşamında terkedilen eşyaların atılıp unutulduğu bir arka bahçeden ilham alır. Daha çocuk yaşta dış dünya ile ilk karşılaşmaların yaşandığı bu bahçelerde sonsuz sayıda oyun kurgularken, hayal gücünü keşfeden insan, yıllar geçtikçe anılarında yaşatmaya  çalıştığı bu oyunlu dünyaya özlem duyar.  Sanatçı fotoğraflarında, erişilmez, hatta erişilmesi tehlikeli gibi duran yerlerde poz verdirdiği çocuklara hayallerini hediye eder. Yüksekten bakıldığında her şey küçülmüş ve çocuğun bakış açısı dolayısıyla hakimiyet alanı genişlemiştir. Çünkü Dünya tepeden bakıldığında oyuncaklaşır. Göktan’ın çocukları Lewis Carroll’un “Alice Harikalar Diyarında”ki Alice’i gibi derinlere inmeyi bırakıp yüzeyin keşfine çıkmıştır. Özne kendisi için mümkün kılınan perspektifi terk etmiştir. Görünebilir her şey yani bütün olanaklı bilgi gözlerinin önündedir artık. Kurguladıkları oyunlar aynı Alice’inkiler gibi belli kuralları olmayan, kazanan ve kaybedenin açık olmadığı oyunlardır. Tüm bu atmosfer insanın minör oyunuyla, majör bir oyunun, insani oyunla tanrısal bir oyunun iç içe geçtiği ana tanıklık ettirir bizi.

KRANK Art Gallery “0 536 075 56 83” sergisiyle izleyiciyi, Canevi ve Göktan’ın, yetişkinlerin yükseldikçe ufalan dünyasına meydan okuyan çocuklar gibi, hayalini kurdukları sessiz bahçelerde kurguladıkları oyunların büyülü dünyasına davet ediyor. Yalnızca düşüncede varolan ve sanat yapıtından başka bir neticesi olmayan bu oyun, aynı zamanda düşüncenin ve sanatın gerçek olmasını ve bunların dünyanın gerçekliğini sarsmasını sağlıyor.

*Ses kurgusu için Benjamin Fenton’a teşekkür ederiz.

Irmak Canevi

Irmak Canevi’nin işlerinde kullanılan malzemeler kendi deyişiyle “en az sanatçı kadar önemsizdir”. Öte yandan önemli olan ise onları şekillendirme sürecidir. Malzemenin bu şekilde sıradanlaşması sanatsal pratik açısından her şeyin kullanılabileceği anlamına gelir. Bu yönüyle sanatçının eserlerinde, şeylerin bir araya geliş biçimine dair bir “güzelleme” okuruz. Bir öğenin diğeriyle nasıl ve nerede bir araya geleceği, bu montajın bütüncül olarak değerlendirilmesini pekiştiren bir eylemdir. Yöntem ve sonucun bu şekilde dengelenmesi, sonucun –nihai ürün olarak sanat yapıtının- karşısında süreci ve zanaatı vurgulayarak çalışmayı adeta politik bir duruş olarak sunar.

Zeren Göktan

Çalışmalarında yeni ve kurgusal bir dilin olanaklarını arayan Zeren Göktan, yaşadığı toplum ve kültüre ait kodları da sanatsal pratiği içinde değerlendirir. Kurgusal hatta yer yer spontane bir ton taşıyabilen projelerindeki bakış açısı bireyin içinde yaşadığı koşullar kadar zamanına dair sorun ve duyarlılıklarını da görünür kılmayı amaçlar. Göktan’ın konu edindiği anlatıya yönelik öznesi ve tüm detaylarıyla yakından ilgilendiği sahne kurguları, jest ve mimikler, sanatçı kimliğindeki titiz ve araştırmacı bileşenden kaynaklanır. İşleri aracılığıyla izleyicinin bakışına, didaktik ve klişe bir dilin ötesinde, zorlu konulara zarafetle açılan samimi bir manzara sunar.

0